bolu satılık daireler ve insan felsefeler99 en güzel yazıları yazan bolu satılık daireler dediki Bin dört yüz )nldır, savaşlara onu okuyarak başij. yoruz. Zaferlerimizde, getirdiği yardımcı melekler or. duşuyla en büyük pay sadıibi yine odur. Zafer sonunda onun adalet ve merhametiyle esirlere ve yenilenlere insanca davranmış ve tarihimizi lekelemekten koru-muşuzdur. Kendi yanhşlıklanmız veya kader gereği yenilmişsek bizi avutan ve onulmaz umutsuzluklardan koruyan, yine şam büyük Kur’an olmuştur.
Kur’an, insana şifa, toplumlara şifa, medeniyetlere şifa ve tarihe şifa olmuştur.
Ölülerimizi son yolcu edişte amcak onunla yolcu ede-bilmişizdir. Ölümün dağ ağırlığını ondan başka hafifletecek zaten hangi kudret olabilir ki?
Kur’an’m her çağa hitap eden ayn bir mucize dili var. 20. Yüzyıl da, aym bölünmesi, mı’raç mucizelerinin, dünyacı bir yorum ve usûlle peşinde değil midir?
Her yıl gelen Kadir gecesi, Kur’an’ın mucize yriklü ağırlığıyla, eırştan dünya’nın göğüne indiği kutlu gecedir. O gece okunan Kur’an’lar, ynıkardan kainatın üstüne inen Kur’an’a, yeryüzünden yükselen bir
Bin dört yüz yıldır dünya zamamn üstünde bir köpük gibi bu yankıyla çınladı durdu. Dünya kayahğı, arşa, onun yankısıyla, mahcup olamayacağı yüksek bir cevap verebildi.
İnsan, arştan gelen soruya Kur’anla arşın cevabını verdi.
Kıyamete kadar d« bu cevabı verebilm— •
Kur’an’ın bizi bırakmayacağına dair Allah’ın sözü vardır.
Meclis Başkanı’mn bir iftar yemeğini bahane ederek, bu kutlu oruç günlerinde, memleketimizin din duygu ve ügilerine kökten yabancı basm, İslâm’a ve müslüman-lara, her zamanki seıldınlarma girişmişlerdir. Yeni bir dünyamn kurulduğundan habersiz, demokrasinin dinden kopuk yaşayeımayacağım bilmezlikten gelen, 20. yüzyılm k£mlı iki tragedyasından çıkmış bir insanlığın, yeniden dine dönüş yaptığım gözlerden saklamaya çalışan, köhnemiş bir takım düşünce kırıntılarım ilke diye tutturmuş olan, bu, öz benliğimize aykırı beism, masum ve siyasî en ufak bir kasıt taşımayan bir iftar yemeğine bile tahammül edemeyerek, Cumhurbaşkam’na, Başbakan’a, Meclis Başkam’na dinle ilgileri yönünden sataşmaktan geri kalmamaktadır. Haber yazıcılarından, fikracılanndan başyazarlarına kadar, bu halkın artık dinleye dinleye usandığı demagojik korkutma zehrini saçan, Batı’nın acı ve yalancı kauçuğundan yapılma ağızlarını bir kere daha açmaktadırlar. Saman kâğıdından yapılma dudaklar ve ağızlardır bunlar, odundan yontulmuş kalemlerdir bunlar.
arkadaşlannın duygulanm, bu din ayında birift meği vererek paylaşmıştır, o kadar. Onlann korkt’ lan bu iftar yemeği değil, o yemeğin hatırlatabile^ çağırabileceği daha köklü ve derin anlamlı din baği^ tılandır. Onlan önlemek için şimdiden gereğinden fala ihtiyatlı davranarak, korkutucu hiçbir yam olmaya bir toplu oruç açma işlemine bile karşı koymakta vı Cumhurbaşkam’m, Başbakandı, Mechs Başkam’nı, dy konusunda en küçük bir aksiyondan, kumldanmadaıı çekindinneye, soğutmaya, ürkütmeye çahşmaktadır-1ar.
Önce şunu söyleyelim: Türkiye, halk idaresinde, dönülmez bir takım ileri adımlar atmıştır. Kendisini yönetenlerin çoğu halk içinden gelme ve çıkmadır. Yoksa başyazarhğı bile kalem kuvvetiyle değil de, kapalı bir kast sistemi içinde babadan miras yoluyla alan, diktatörlük artığı, şımarık ve halk düşmam bir basın adamı gibi Ada’da, Moda’da keman çalarak yetişmemişlerdir. Bu liderler, demokrasinin asgarî çizgisinin, halkm inançlarma saygı gösterme smınndan geçtiğini bilirler. Zaten bunu bilmedikleri takdirde, sosyal bir saygı se-leksiyonu olarak işleyen seçim sistemi, onlann yerine kısa zamanda halkı gerçekten seven kişileri getirmesini bilecektir.
İslâm kültürünün amansız yıkıcısı olmayı şeytanî bir ödev gibi benimsemiş bu basın sanıyor ki, devlet adamlarım, eskiden olduğu gibi, kendinin o kapkara telkin baskısı altına alacak ve bu telkin tekehyle onlara istediği yönü verebilecektir. Hayır ve asla! Ve artık hiçbir zaman! Demokrasi tek sesin değil, çok sesin yükseldiği bir düzendir. Devlet adamı, yalnız kaptığı köşede, durmadan ağustos
Sonra şımu ekleyelim; Meclis Başkanı, öyle, masum bir iftar yemeğiyle de yetinmeyebüirdi. Buna kendi hesaplarma şükretsinler. Genç başkanın, bir montan-yarlar reisi gibi davranmadığına şükretsinler. Başkan, tarikimizin karanlığına gömülmüş birçok hakikatlan, arkadaşlannı da arkasma takarak, bir ihtilâlci sertliğiyle haykırabilirdi. Türk tarihinin kapalı dosyalarını yemden açabilirdi. Bıma şükretsinler! Başbakan, müs-lüman ülkelerin başbakanlarım yeni bir İslâm bloku-nun doğması için toplayabilirdi. Bir cuma namazım yurttaşlanmn arasında kıhnasma şükretsinler. Cum-hurbaşkam, bütün İslâm ülkelerinin başkanlarmı ve halklarım tek bir kalbin sahibi, kaynaşmış bir vücut halinde birleşmeye çağırabilirdi, İslâm kültür ve medeniyetinin dirilişi için yepyeni bir akımm tarihî çağrışım yapabilirdi. Meclis’te yeminden sonra dua etmesine ve Londra’da müslüman devlet elçilerinin yemeğini nazik bir edayla kabul etmesine şükretsinler.
doğum, işte büyük insanlar için hayatın anlamı. Çeij tikleri çile, bir ömür süren bir doğum sancısıdır. Ne manki ölürler, işte o zaman tam doğmuş olurlar. Sonra yüzyıllar içinde serpilip gelişeceklerdir. Bir çağda rüşdg erecekler, bir çağda delikanlıdırlar, bir çağda olgunlaş, mışlardır, bir çağda da iyice yaşlanırlar. Bir babma da hep gençtirler. Her 3^1, kendi gençliğini, eski zamanın bü5Tük insanlarında yaşamak ister.
Öyleyse, bugün, Âkifin ölüm gününden çok doğum günüdür. Mevlâna’nın, ölüm gecesine Şeb-i arus demesi, işte böyle bir doğuma gebe olmasındandır.
Toplumumuzun son elli yıllık macerasında, )nkım-lann en şiddetlisine çatan Akif binası, bugün her zamandan daha çok ayakta ve sağlamdır. Akif yapısmm duvarları gün geçtikçe, canlı ağaç gövdeleri gibi toprağa kök salmakta, toprakla tek bir vücutmuş gibi kaynaşmaktadır. Topraksa biziz. Biz Türkiye müslümanlan.
Akıfin düşünceleri ve şiirleri, gün geçtikçe içimizde yeni ve canlı bir mantık gibi gelişiyor. Teorik bir sistem gibi değil, canlı bir organizma gibi hayatm nefesini alıp veriyor ruhumuzda ve zihnimizde.
Akif, Meşrutiyet’te, bir teşrih masası gözüdür, şid-deth bir gözdür. Cihan Savaşı’nda bir destan kalbi, bir destan yüreği, bir destan diHdir. Cumhuriyet döneminde bir zihin ve bir beyindir. Ölümünün yaklaştığı yıllarda da, bir yandan üstümüze düşen tarihi gölgeden üşüyen, öte yandan ölümün kartalsı gölgesinin gecesine gömülen garip, sürgün, mahzım bir ruhtur. Ama gözken de, kalbken de, dilken de, zihin ve akılken de ruhken de, varlığı, hep ilerdeki umutlardan neşvünema nefesi alan bir gelecek zaman adamıdır.
O, toplıımdaki ölülüğe başkaldırmış, normal bir gelişmenin de çıkar yol olmadığını sezmiş, devrimlerin yapıcı değil yıkıcı olduğunun tam şuuruna varmış olarak, insanımızın, manen ve maddeten yeniden canlanması için bütün kültür, edebiyat ve irade gücünü harcamış, kendini bu yola adamış bir doğu kahramanıydı.
Şimdi Akif, gün gün ölen biri değil, saat saat doğan biridir. Üzerine çok yazı yazılmış olmasına rağmen, daha Safahat’ı bile, derinlemesine ve teferruatlıca incelenmiş değildir. Henüz Âkifin şiiri bâkirdir. İçine girilmemiştir. Ama, Âkifi inceleyecek nesil mutlaka gelecektir. Onun sesini öbür seslerden ayıran farkları seçecek, ondaki hayat ımsurlannı göz önüne koyacak, onun özlediği İslâm sitesini kuracak nesil gelecektir.
0 nesille birlikte Âkif de bütünüyle geri gelecektir.
KADİR GECESİ
Belki bu gecedir, belki başka bir gecedir, Kadir Ge-
Kur’an’ın öğdüğü bir gecedir ICadir Gecesi.
Kur’an gelmeseydi, kâinat ve varlık, her türlü yaradılış, sim çözülemez bir tılsım, bir büyü gibi kalırdı. 0, yaradılış bilgisinin ders kitabı olarak bir kadir gecesinde indi. İşte Kadir gecesi, kâinata anlamını getiren gece’dir.
Kadir Gecesi, bir «ağırlık merkezi gecesi»dir. Allah, kutsal sözlerinin bütün ağırlığım bu gece’ye koydu. Bu
gece, Kur’an, kutsal ağırlığıyla ve bir bütün h ı dünya göğünün üzerine indi. Dünya ufkunu, yedi renkli kuşağı, eleğimsağması, bereket getire^ har yağmuru bulutlan gibi, bir merhamet gibi, bu p
Her gündüzün ağırlığı gecede, bütün gecelerin ağu. lığı Kadir gecesinde. İşte bunun için, ICadir gecesi, ha. yatın ve hilkatin ağırlık merkezi gecesidir.
Orucun şifa saçan ellerinde müslümanın kalbi onanla onanla, ramazan hilâli büyüdükçe nefsin hilâli küçü-le küçüle, öyle bir geceye gelinir ki, nefs, başına, dünya kirlerini yıkayıp alıp götüren sıcak sulann döküldüğü bir ölüye yaklaşır. Onu yıkayan meleklerin dünyamıza indiği gecedir ICadir Grecesi.
En ağır hastalann bile hafifledikleri, öteye geçen mü’minlerin bir kuş hafifliğiyle geçtikleri, yoksul sofra-lanmn gökten gelme bir bereketle birdenbire zenginleştiği bir gecedir Kadir gecesi.
Gecelerin de bir imaTm vardır. Gecelerin imamı, en büyük imam Kur’an-ı Kerim’i kalbinde taşıyan Kadir Gecesi’dir.
Ey gözlerden gizh, fakat gönüllere aşikâr Kadir Gecesi! Zamamn kalbinde en doğru ve şaşmaz bir saat gibi çınlaynp giderken, yurdumun üstüne, vahyin geçmez izini ve yıpranmaz eserini, ölmez sesini bir kere daha işle!
Pas tutmaz güneşi bir daha getir, ey Kadir Gecesi.
Seni bulmak için bilen gönül, çöllere bile düşmek gerekseyeli, düşerdi. Kutuplarda buzların altında, bin yıl kalmak gerekseydi, kalırdı. Fakat sen, kendin geliyorsun. Seni bulmak için arınmış bir kalble aramak yetiyor. En saf bir merhamet gibi kendin geliyorsun.
Allah’tan bir bağış gibi, Peygamber’den bir armağan gibi, Kur’an’dan bir nefes gibi, sahebeden bir ses gibi, şehitlerden bir hatıra gibi, imamlardan bir ilim gibi geliyorsun.
Müslümanlarm hükümranlığım dünyaya ilân için geliyorsun. Putları karanhğa boğmak için geliyorsun. Velilerden bir müjde, bir mektup gibi geliyorsun. Okuyan için ne kutlu bir barış ve kurtuluş mektubatısın
Bu son yıllarda ramazan, kadir gecesi ve bayramlar, adeta, kendi genel varoluş ödevlerinin dışında bir misyon daha yüklenmiş bulunuyorlar. Ramazan ve kadir gecesi, bir yandan bayramlar, öte yandeın noel denen Hristiyanbk bayramımn kutleınması gibi bir kültür de-jeneressansım iki hilâlin kıskacı içine abyorlar ve müs-lümam ak ve kara arasında açıkça seçme durumıma getiriyorlar. Bu bir mucize ve hikmettir.
Seçin bakabm ey müslümanlar, bir yaında Kadir Gecesi, bir yanda noel gecesi.
Seçin bakalım ey mü’minler, bir yanda rameızan bayramı, bir yanda hristiyan yıl başısı.
İşte kaderin eliyle bu duruma geldiniz, şimdi seçin bakabm.
Kadir Gecesi, işte böyle önemli bir değerlendiriş gecesi, bir karar gecesi ve bir hüküm gecesidir.
Belki bu gecedir, belki başka bir gece Kadir Glecesi.
Kur’an’m öğdüğü bir gecedir Kadir Gecesi.
Çünkü: Kur’an’ın indiği gecedir Kadir Gecesi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder