7 Temmuz 2015 Salı
bolu satılık daireler ile islam bilgileri30
bolu satılık daireler ile islam bilgileri30 evet szler icin bugün bolu satılık daire fiyatları yazılarını yazdı vew bolu satılık daireler dediki yaP'l'f53 burada sadaka olarak infak vardır ve fakat kurban rnunbilgili olarak Fıkıhta, canlı hayvan kesme anlamında “ râ/cotü'd-d^' tâbiri kullanılır ki bu. ilgili mükellefiyetin esas rüknünü oluşturur. Eğer adakt^j^ kurban adanmışsa -ki onda para veya her hangi bir eşya yahut farz veya j cinsinden bir ibadet de adamış olabilir- burada da ancak kurban kesilir, dar var ki bayram ve hac kurbanından farklı olarak ondan sahibi yiyemez.^ adakta yoksula et verilmesi veya canlı veya kesilmiş tavuk yahut balık veril^ I adanmışsa bu, kurban değil sadece sadaka türü adak olmaktadır ve bunljf, I hepsi infak temel esasında birleştikleri için birinin yerine diğeri verilebilir vei^ | açıdan onun yerine para, başka tür yiyecek ve hatta yoksul için gerekli birbç. ka şey de verilebilir; Çünkü “infak’' temel rüknü hepsinde eşittir. Ancak içj. | mesela oruç gibi, infak olmayan veya kurbanda olduğu gibi infak rüknü k sırada yer alan adaklar için, onların yerlerine bir başka bedel konulamaz. Or i adayıp da onu tutamayacak duruma düşmüş bir kimse için ise, onun yer-1; fidyeye kıyasla o ölçüde bir bedel düşünülebilir. |
Kurbanın et ve diğer yan ürünlerinin infak ve hediye edilmesi, hayvar/1 kurban edilmesinden sonraki bir husustur. Burada kurbandan elde edilen bür: I bu ürünlerin ziyan ve israf edilmesi kurban ibadetinin aslî rüknü ile ilgili obril makla birlikte bu durum Kur’an’ın diğer bir hükmü olan israf yasağına; “Yeı | için israf etmeyin" ifadesiyle de gelen yasağa takılmış olur ki müslüman bur; da yapamaz. Diğer taraftan
bir ibadetin içinde birden fazla rükün olabilir.
Hacda kesilen kurbanlara gelince ona âyetlerdeki ifadesiyle “hedy"den'J (Jdhıyye olarak anılan kurban ise, haccın değil, kurban bayramının, vacipve:| sünneti olan bir mükellefiyettir. Bu ikisi birbirinden bağımsız mükellefıyeM: Hedy, belli hac çeşitlerinden birini yapanlar için haccın vaciplerindendir ve kİ ibadet, kendi zamanı içinde oradaki belli bir mekâna bağlı ve o mekândans^l yutlanamazbir mükellefiyettir. Hac geneli itibariyle hem zaman ve hem dek
mekâna bağlanmış bir ibadettir. Bayram namazları ve kurban bayramı kurbc da yine kendi zamanları içinde geçerlidirler. Bu kurban için, hac kurbanır aksine, belli bir mekân şartt olmayıp sadece zaman şartı vardır. Hac kurbanı onun belli zamanlarından söz eden âyetlerde şöyle denilir;
“-İnsanlar arasında haca îlan et. - ..Belli günlerde üzerlerine Allah’ın ac anıp kurban kesmeleri için sana (oraya) gelsinler. Onlardan hem kendi yeyin ve hem de yoksula, muhtaca yedirin
Her iki kurban çeşidinde de elbet esas rükünleri dışında bir de intakla it yön vardır. Ayet aynı zamanda hac ve ona ait kurbanın, senenin belli ayların değil ancak o belli kendi günlerinde yerine getirilebileceğini de anlatmış olm< tadır. Bu günleri tesbit görevi de âyetteki “îlan” ifadesinden anlaşılacağı gibi; rumlu olarak Peygamber’e ve ondan sonra da elbet devlet başkanlıklarına olmaktadır'**. Yine Hac ve Umreden bahseden bir başka âyette; Kurbanlıkla Hacda, kendi belli yerlerine ulaşması, şeklinde açık bir ifade kullanılırken yi burada. Bunu orada kesmeyene ise; hac günlerinde üç ve yurduna döndükt sonra da 7 gün olmak üzere ceza olarak 10 gün oruç tutturulur^'^ ki buna g( hac kurbanının, o belli mekân ve belli günlerinden başka bir yer ve zaman kesilmesi caiz olmaz. Bu söz konusu kurbanın ihmali halinde, ceza olarak anc oruç ön görülmüş ve onun yerine bir sadaka verilmesi istenmemiştir. Öteki k ban ise vaktinde kesilemeyince artık o kurban olmaktan çıkıp bir sadaka hali dönüşür; kendisi veya bedeli yoksula verilir, oysa o, kurban olarak kesilebils-di, ondan zenginlere de ikram edilebilecekti.
7- İnfakın, İbâdet Olarak Bir Tek Tür Ve Asla İndirgenemezliği
In/ak bütün bu anlattıklarımızdan anlaşılacağı üzere İlâhî İrade’nin yönünde çok çeşitli ibadetler içine serpiştirilmiş bir durumdadır. Allah lirlediği bu muayyen tarz ve belli şekilleri bulunan ibadetlerin, bedel
İSLAM'IN DAYANIŞMA - PAYLAŞMA MEDENİYETİ
Önü açık hayra yöneltmek dururken Allah tarafından belirlenmiş ^ bütün bu çeşitleriyle ortadan kaldırıp onları bir tek infak esasın^ ' esasa indirgeyip ortadan kaldırmak Allah’a, kendisine yapılacak
gibi çok çeşitli boyutta iyilik ve güzellikleri içine alır. Bu kavram zekât ilgi ^ nlırsa bu. zekât açısından pek çok yanlışlara yol açar.
Bütün bu hususlan, bu mefhum ve kavramları birbirlerine karıştnrvejt f detlcri bütün bu çeşitleriyle teke indirgeme yoluna saparsak o takdirde İlâhî dışlanmış ve ibadetlerdeki çeşitlilik ortadan kaldırılmış olur. Bundan ayn olj. ^ infcik boyutları olan ibadet çeşitlerinin hepsinin kendine özel manevî boyu» " unsurlan daha olduğundan bunların göz ardı edilmesi, ibadetleri sadece rtıaod, ■ d bir yaklaşımla ele almak demek olur.
8- İnfak Açısından Takva, İhsan, Adalet, el-Birr, Isar, Mürüvvet | Kavramları, Niyet Ve ibadet İlişkisi
a. Takva, ihsan, adâlet, el-birr ve mürüvvet: Kur’an “takva" üzeri?.; sıkça duran ve her tür vazifenin bir takva içtenlik ve imanı ile yerine getirilnıcs:f öğütleyen bir kitaptır ki bunu; Yaratan ue \^aratılanların hak ve hukukunullfs buyruklar doğrultusunda en içten bir îman ue ı^üksek bir sa\;gı ile yerinese mek, şeklinde belki tanımlayabiliriz. Bu, îman ve içtenlik en güzel ahlâkınîİ temelidir. Burada önce bir îman söz konusudur. Kur’an’da, değişik türevlerimi gelen teıkva kavramının çokça “ihsan” kavramıyla da birlikte geldiği görülüıkild ikisi de îman, içtenlik ve dışta da iş-amel, davranışlar bakımından en güzekfcj ederler. Takva, bu başlık altında göreceğimiz tüm bu kavramların da genelkiır,-! ve mayası konumunda olmalıdır ki o da elbet ancak o “iman” denilen Yücefe|cı’yı kabul ile vücut bulur. Bütün çeşitleriyle İntakın arkasına da elbet bu imanla birlikte bir niyet ve takva konulmalıdır. Bu îman ve niyet yoksa onlar sıradan harcamalar olup bir ibadet niteliği kazanamazlar. İçtenliğin derecesine göre de intak ve hayır sevapta bir derecelenmeye yol açarlar. Durum böyle olunca bazen az bir şeyi vermek “ço/c”tan daha ilerde bir manevî kazanca yol açabilir. Ancak “çok” bu şekilde verilirse her halde -Allah bilir- onu geçen zor bulunur. Burada «Kimi maldan, kimi candan verir» sözünü hatırlamalıyız. Kişi devlete olan vergisini bile zekât değil ve takat genel anlamıyla bir ibadeti haline dönüştürebilir.
İster malî ister bedenî, türleri ne olursa olsun ibadetlerin ortak ana gâye ve hedefleri sonuçta iki noktada birleşirler ki bu da şöyle itade edilir: a- et-Ta 'zim li-emrillah: Allah’a saı^gı ve onu bütün hakkıı/la yüceltme, b- eş-Şefakatu l-i halkıllah: Allah’ın yarattıklarına sevgi ve merhamet. Zekât açısından söylersek onda bir yandan İlâhî buyruğu yerine getirme olarak O’na saygı öte yanda da yoksul kesimlere sevgiyle merhamet vardır. Namazın ta’zim ötesinde, onda-ki içtenlik derecesine göre onun kişiyi iyilik ve güzelliklere yöneltmesi ve buna karşılık kötülükten alıkoyması şeklinde topluma yönelik taydaları tezahür eder. Kişinin, Allah’ın yarattığı bir varlık olarak kendi kendisine bakmasının bile sadakadan sayılmasına bakılırsa burada yüksek bir anlayışın bulunduğu ortaya çıkar. Bir kimse kendine karşı da bir takva ve ihsan sergilemelidir. Ayette esenliklere erişilmesi için namaz ve diğer ibadetlerle birlikte insanlar hayırlara da yönlendirilmişlerdir^^.
İhsan: Adalet, zekât gibi olmayıp o herkese dağıtılmalıdır. Adalet vazgeçilemez bir ilke olmakla beraber bu ilke her yer ve durum için yeterli olmayabilir. Bu sebeple olmalıdır ki Kur’an onun da ötesinde ayrıca “ihsân” ilkesin getirmiş bulunmaktadır!*). Bu ilke her türlü samimi üstün davranışı, en yükse ahlâkî olgunluğu, güzelliği ve üstün hayra yönelişi ifade eder. İçtenlikle yapık daha üst malî fedakârlıklar da Kur’an’da bu “ihsan” kavramıyla dile geti miş^^ ve bu, Nahi, 16/90’inci âyette adalet ile birlikte öngörülmüştür. Diğer anlatımla söylersek ihsan; işin güzelliği, içtenliği ve severek yapılmasıdır. C hadisi diye şöhret bulan bir hadiste bu “Ihsan”ın, ibadet alanı ile ilgili ole “insanın Allah’ı görür gibi ibadet etmesi” şeklinde tanımlandığı görülür^^.
Pet^gamber bir konuşmasında; “Şu bir gerçektir ki Allah bütün ^ ihsanı emretmiştir"^, diyerek böylecc o bu ilkenin, hayatın bütün maddî-manevî keızançlara, mesleklere, sanat, söz ve davranışlara ması çağnsı yapmış olmaktadır. Bütün bu yönlerine bakıldığında ihsan’ırj *''*'*^^
ca malî iyilik alanlarıyla ilgili olmadığı görülür. Her şeyi o En Mükemmel GüzeFe beğendirme özeni içinde yapmak bunun esasını teşkil eder. Bir^ İhsanın karşılığının yine onun gibi en güzelden başka bir şey olmayacağ, edilir^. Kur'an ve Peygamberin ilgili öğredilerinde hayatı adaletin ötesin^ç^ san çizgisinde yaşamak en yüksek kulluk ve de insaniliğin bir ülkü hedefi gösterilir. Rahmanın güzel şeyleri katladığı ve kaltlayarak değerlendireceği burada unutulmamalıdır. Kötü ancak yine kendisini bulur.
Bir ayette; «Allah’ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsan et- Kasas, denilir. Bu anlam içinde; hem güzel ve iyi şeyler keızanma ve hem de ^
infak ve ihsan etme vardır. Ne ki elde edilir, neye sahip olunur, ondan ihsaı,, infak edilir. Güzel kazanım ahlâkî veya mecburî kendi cinsinden bir infakal^oJ' olacaktır. Bu durumda herkesin bir ihsanı ve verebileceği bir sadakası olabil], ” Peygamber’in ilgili bir sözlerini bundan sonraki başlıkta göreceğiz.
Kur’an’da “el-birr” kavramıyla da, ihsanda olduğu gibi, en yüksek iu,^. ve ahlâkla ortaya konulan amel ve davranışlar dile getirilmektedir. Bunlar orada miseil kabilinden geniş bir sayımının yapıldığı görülür. Gönül, kalp ,^ düşünceye İhsan ve el-Birr samimiyeti yerleşmeden yapılan ibadetler ve iyjj yönelmiş tüm davranış ve cömertlikler özde yavan olmaya mahkümdür k ^ Birr ile ilgili âyetlerde bu dumm açıkça görülür;
“Sevdiğiniz şeylerinizden infak etmedikçe el-birr’e (: en yüksek iman s>
ahlâkî olgunluk zirvesine) erişemezsiniz”^,
anlamındaki âyet ve yine güzel borç anlamına gelip Allah’a borç verme sayılar “karz-ı hasen” ile ilgili âyetler*^ geldiğinde müslümanların hemen Peygambe (s.a)’e koşup mallarını vakıf yapmaya yöneldikleri görülür^. Bütün bu âyefe müslüman insanın kalbindeki o engin iman ve ahlâk denizine inip düşünce on. dalgalandırmış oldular; Burada tüm ahlâkî güzellikler alanında iç içe ve gittikç;
64Müslim Sayd, 57; Ebû Dâvud, Adâhî, 11; Tırmizî, Diydt, 14; Nesâî, Dahâya, 22, 27
Rahman, 55/60
66Bakara, 2/177; aynca bak. Âl- i İmrân, 3/92
67Bakara, 2/245; Mâide, 5/12; Hadîd, 57/11, 18; Tegâbun, 64/17; Muzzemil, 73/20
68Peygamber ve Sahabe vakıfları için bu eserimizden ayn olarak bak. C. Yeniçeri, İslam j
Esasları, 458 vd.; Hz Muhammed ue Yaşadığı Hai^at, 513 vd.bolu satılık daireler sundu..bolu sahibinden satılık daire :: bolu satılık daire
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder