7 Temmuz 2015 Salı

bolu satılık daireler ile islam bilgileri40

 bolu satılık daireler


bolu satılık daireler ile islam bilgileri40 sizler icin bugün yine ben ve bolu satılık daireler beraber sizlere bu yazıları yazdık ve bolu satılık daireler dediki genişleyip çeşitlenen nice hayırlar, vakıflar, nice engin insaniyet ve güzellikler ortaya koyan halkalar oluştu. Kur’an âyetleri ve Peygamber'in çağrıları var oldukça bu oluşumlar, bu dalgalanmalar da kesintisiz sürüp gidecektir. Sonuç olarak İhsan ve el-birr davranışlarını; Yapılan bir işi, hayrı ve bir ibadeti en üst seviyede gönül koyarak yapmaktır, diye tanımlayabiliriz.
Haysr, Hayrât ve Hasenât: Burada üzerinde durmamız gereken bir diğer husus da Kur’an’m pek çok âyetinde “hayr” kavramının “mal” anlamında kullanılmış olmasıdır®^. İnsan, bir nîmet olarak malından faydalanmalı ve bununla birlikte onunla çok çeşitli hayırlara yönelmelidir. Sadece biriktirip yığma tavrına karşı çıkan Kur’an malı bu yönüyle hayır olarak görmez. Hayır, onun bu açıkladığımız boyutlarıyla kullanım ve infakı sonucu elde edilir, yoksa o, bizatihi hayır değildir. Kur’an:“Her bir topluluk ve ümmetin (farklı, farklı medeniyet topluluklarının), kendisine yön seçtiği bir istikameti/kıblesi vardır; Siz (ey mü’minler) hayırlarda yarışın’’^°,ağrısıyla müslümanı ve onlardan oluşan toplumları, diğerlerinden farklı bir yön ve kıblede her türlü iyilik ve güzellik alanlarında yarışmaya yönlendirir. Bu, tek tek hayırları ve güzel şeyleri dile getirmenin de ötesinde bence bir medeniyet yön ve çizgisini ifade etmektedir. Elbet farklı farklı îman ve ona dayalı medeniyet toplukları vardır. Bu yarışı sadece kişiler, topluluklar arası değil kurum ve ku ruluşlar arası boyutta da anlamak gerekir. Anladığım kadarıyla burada, a- Güze olanlara doğru birlikte koşma, b-Yarışta en öne geçmeye çalışma, olmak üzeı iki unsur bulunmaktadır. Bu da karşılıklı bir ülfet ruhu içinde olacaktr. Ayette ilgili ifadeyi kanaatimce; 1- Hayra koşma, 2- Hayırlarda koşma olarak iki şekil anlamlandırmakla mümkündür. Ayette geçen ve bizim dilimizde de aynı şekl’ “hayrât” olarak kullanılan bu kavramın yanı sıra Kur’an’da ihsan-hasene aynı kökten bir de “hasenâttâbiri vardır ki bu da; hayrat’ın -dilimizde ki anlamıyla değil- Arapça geniş anlamında olduğu gibi, içtenlikle Yüce Allat yapılan her türlü iyi, güzel işleri, bu yöndeki tüm iyilikleri ve bu arada malt lan da kapsayan bir kavramdır. Dilimizde bazen bu ikisi hayır-hasenât' birlikte dile getirilirler. Ayetlerde İyilik ve hayra karşı bir duruş ortaya koyt
69Bakara, 2/215, 272, 273; Hâc, 22/11; Meâric, 70/21; Âdiyat, 100/8
70Bakara, 2/148; Diğer âyetler için bak. Âl-i İmrân, 3/114; Mâide, 5/48; Enbiyâ, 21/90; t 23/61; Fâtır, 35/32
mennâ'un li’l-hayr), bir küfür ahlâkına sahip olarak şiddetle kınanırlar?? İnsanî güzellik, yardım ve iyiliklere karşı duran acımasız zihniyetleri te ler. Hasenat illa da para/mal değildir; her türlü iyilik ve güzel şey heısen u âyette bunun küçük günahları gidereceği bildirilir'z^. Böylece kişi olumlu duruma yükselebilecektir. Cimrilik ve bencillik insanlara bir şeyler verem^*^^ ğinden bu tutkular Kur’an’da sürekli kınanırlar^'*.
Hukuk. Devlet olsun kişi olsun her ikisine de adâlet’i emreder. AdeJet gibi değildir, o herkese ve hem de eşit dağıtılır. Kur'a n’daki "'İhsan" emir tavsiyesine gelince beızı yer ve eılanlarda bunun muhatabı devletle kişiler sında değişebilir. Elbet burada emrin ötesinde insanların yüksek ahlâk ve an|g yışlarına havale edilen şeyler ve yerler vardır. “İhsan” ve “Birr” bu ikisi ayricj İslâm tasavvuf ve ahlâk biliminde; En yüksek insanlık, yüksek ahlâk, kulluk vç yüksek kişilik anlamlarında kullanılan “murüvuet/murûet” kavramıyla da getirilmişlerdir. Mürüvveti; Bütün güzelliklerin toplam adı, şeklinde tanımlayan. 1ar da vardır’^. Burada îman ile birlikte yüksek bir bilinç/niyet ve iradî yüksekbj, ahlâk vardır. Burada sıradanlıklar yoktur.
b. İşar: Burada üzerinde durmamız gereken bir diğer yüksek ahlâkî davra. niş hali de “îsâr’dır ki bu; Zor durumdaki diğerinin ihtiyacını kişinin, kendisin^ de ihtiyacı olduğu halde, daha önde tutmasıdır. Bunda yüksek bir fedakârü vardır ki hayatta maddî-mânevî bu tür fedakârlıklara ihtiyaç yerleri az olmaz Burada insanilik ahlâkı zirvelerden birindedir. Ensarın Medine'ye göç eder Muhacirler (r.a)’e yaptıkları olağanüstü fedakârlıkların yüksek bir takdirleanb tıldığı âyette onlar hakkında şu ifadeler kullanılır:
“..Gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelerr lere sevgi besler ve onlara verilen (mallar) den ötürü içlerinde bir rahatsaii ve ihtiyaç meyli duymazlar. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onlar öz canlarına üstün tutarlar. Nefislerindeki cimrilik ve mala olan aşın hırskr. korunanlar, işte kurtuluş ve rahata erenler onlardır”^^.
Diğerini kendinden önde tutup canla-başla ona koşma burada “îsâr" ot i rak dile getirilmiş ve bu daha sonra tasavvuf ve diğer ahlakî eserlerde yükseli
İlgili âyet ve kavramlar için bk. C, Yeniçeri, Tüketim ue Ev idaresi, 112
Mürüvvet için bak, C. Yeniçeri, İslam İktisadının Esaslan, 29, 139, 149, 150, 159, 169; Yenıçe İslam Açısından Tüketim Tüketicinin Korunması ue Ev İdaresi, 22, 102, 170; Murûet konusumfe | eser yazanlar için Kaynakçada /Vnâsî, Ca’dûyeh, Sa’âlibî, el-Hamevî adlı müelliflere bak.
c. Esirlere yüksek fedakârlık: Yukarıdakinin benzeri bir başka takdir de yine Medine'de daha ilk harplerde müslüman askerlerin “esirler”e gösterdikleri davranışlar olmuştur. Burada da anlatım:
“-Kendi canlan çekmesine rağmen onlar yemeği, yoksula, yetime ve esirlere yedirirler: - Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; Sizden ne bir karşılık ve ne de bir teşekkür istemiyoruz (derler)
şeklinde gelmiştir. Müslüman askerlerin daha ilk harplerde, aldıkları esirlere kendi azık imkânlan yok denecek kadar az olduğu halde kendilerini bırakıp onunla esirleri doyurmaları İlahî bir tespit ve övgü olarak Kur’an’da işte böyle geçmiştir. Bu noktada galip güçten artık müşfik güç olması isteği vardır. Bundan esirlere yapılacak muamele ahlâkı ve hukuku açısından çıkarılacak çok dersler olmalıdır. Bundan sonra İslam harp tarihi boyunca bunun ne ölçüde tezahür ettiğini bilemem ve fakat son Osmanh dönemi Çanakkale harbi için anlatılan bazı şeyler ilk Bedir askerlerinin söz konusu davranışlarından farklı değildir. Burada İslam imanının, daha ilk günlerinde müslümanlara çok farklı bir kişilik kazandır dığı söylenebilir.
Yüce Allah aşkı için sevgi ve O’nun için paylaşma/dayanışma bütün bu a geçen kavramların ruhunu ve önemli boyutunu teşkil ederler. Yunus’tâki; Yara! mışı severiz Yaratandan ötürü, anlayışı şüphesiz temelini bunlardabulmaktad
d. ibadet nitelikli şeylerin niyete ihtiyaç göstermesi: Bütün çeşi^ hükümleriyle iyilikler ancak bir niyetle ibadet niteliği kazanabilirler. İbade kulluklar sıradan değil ancak bir îman ve ona dayalı bir bilinçle seçilmiş ranışlardır. Farz hükümlerde niyet gerekli olduğu gibi bu diğer dereceli ve ahlâkî olanlarda da gereklidir. Ahlâk ve kulluk iradî bir seçimdir ve bilin' davranıştır. Niyet ne yaptığını ve niye yaptığını bilmek olup dille söylemi Tekli değildir. Günâhlardan kaçış bile bir îman temeline dayalı bir bilinçle ı kulun ibadeti olur. Yüce Yaratıcı buyruğu veya isteğidir, deyu yapılan v( çılanlar ibadet olurlar. Burada yukarıda görüldüğü gibi zirvelere doğru y çok çeşitli boyutlar ve samimiyet dereceleri vardır. Öteki davranışlara onlar sıradanlardır.
9-Aile İçi Dayanışma - Paylaşma Ve Diğer Kurumlara Yüklenen Sorumluluk
Yardımlaşma ve dayanışma en önce aile içinde ve ailenin uzantis, lem yakın akrabalar arasında kendini gösterir. Bir önceki başlıkta yer vercjj> adalet ve ihsanı ön gören âyet ve âyetler aynı zamanda ana içinde olsun ve diğer yakınlar olsun “\;akınlara vermeydi” de dile getirirler'
ve yeikınlar arasındaki bu sıcak ve samimi ilişiler hadislerde “Sıla-ı rahim’ ifadesini buleırak üst derecede bir teşvik görüp ve yine terki aynı şekildenırken Kur’an ve İslâm Fıkıh hükümleri de gerektiğind
oleırak devrede olur. Aile ve yakınlar arasında bir dayanışma, kaynaşma olmayanların ilerde göreceğim o ülfet toplumuna uleışmaları da mümkün olrn^ Hz. Pe\^gamber (s.a)’in sevap ve güzel insanlık vesilesi olan o her çeşi^jy, iyilik, tatlılık ve sadakaları aile içinde de işlettiğine bakılırsa onun; insanlık, toplumu olma ve devletin temeli bu yardımlaşma ve dayanışmaya ne önem verdiği daha iyi anlaşılır.
Yakınlar çırasında nafaka ödenmesi mümkün olmadığında ise Fıkha göt ya önce Zekât ve bu olmadığında da Devlet hazînesi devreye girmek duru mundadır ki zaten bu onların temel ve genel işlevleri arasında yer alır, Peyga m fa er’in Medine siyasî sözleşmesi 12. maddesinde de açıkça dile getirildi ği üzere; Müslümanlar arasında hiç kimse bir çaresizliğe mahkûm edilmeı^eceks,
Aile içi ncifakada kadınlara gelince onlar, çalışma haklarının yanı sıra muhtaç olduklarında her hâlükârda bir geçime/nafakaya kavuşturulurlar ki bu, erkeklere göre Fıkhın onlara tanıdığı bir ayrıcalık olmaktadır. Burada da yakın-Icirdan başlayarcik zincirleme Devlet hcızînesine kadar kurumlar devreye sokulmuştur ki diğer din ve hukuklarda onların kendileri açısından böylesi olumlu bir aynccilık hukuku olmayabilir.bolu satılık daireler sundu...bolu sahibinden satılık daire :: bolu satılık daire

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder