12 Temmuz 2015 Pazar
bolu satılık daire ve insan ideolojilerim30
bolu satılık daire ve insan ideolojilerim30 sizlere en güzel yazıları yazan bolu satılık daire fiyatları sizlere özel bu yazıları hazırladı ve bolu satılık daire diyokri pelek insanın işini düze çekmek isterse, birini sebep cdiy işte. Biliysen ya, ben "n'^ak İÇÜi- başımı olmadık daşa çaldım. Her şey kurudu gitti emmioğlu. Gel gör jfbirinde ıraklarda, bir hocanın habarını almışam. Kaldım avradı önüme, vardık 'ın yanına- Mübareğin sakalı karnına
biye, “bu pir işimizi söker” ve de dediğim çıktı emmioğlu. Ordan döner
ı^ezuşal^- avradın karnına düştü, j^iansurun arkadaşı, hayretini gizleyemedi:
, Allah Allah, demek tılsımı bunca tesirli ha?
, He ya babo! Hemin de hoca beni içeri almadı “Ters düğüm avratta,” dedi. Ve ben mn önünde beklemişem. Avrat dışarı çıktığında her yerini sanki ataş basmıştı.
^ ylansur, bir çocuğa sahip olmak için hocaya götürdüğü karısına, kendisi kapıda Herden, içeride hocanın neler yaptığım hiç bilmiyordu. Hoca, önce karısının memele-*^(izerine ayetler çizmiş, sonra başını iki yana sallayıp: “Yanlış düştü hatun,” demişti. Ve '^ıpdaıı kadının memesini ağzına alıp emmişti. Kadın bir yandan ruhların, bir yandan jjşehvetin etkisiyle kendinden geçmiş ve üstüne çıkan hocayı, kapıda bekleyen koca-jı^arasmen bedeninden sökememişti. Kadın dışarı çıktığında döllenmiş ve Mansur, ((İllaki gevşekliği, yanaklarındaki şehvet ateşini, kutsal güce bağlamıştı.
Mansurun arkadaşı sordu:
- Bu hoca, hangi köyde babo?
-Şebik’de...
-Duymıışam. İsim kulağıma yabancı gelmiy. Döndüğümde, herife habar verim, o ^biruşak sahibi olsun.
Bu sıra kapı açıldı. Herkes kıpırdandı.
Mansur, muhtarın verdiği kâğıdı nüfus memuruna uzattı. Memur uzanıp almadı kâğıdı. Bircıgara çıkardı. Yavaşça ateşledi. Sonra isteksizce elini uzattı. Kâğıdı okudu. Önündeki liiyûkdefterin yapraklarını çevirdi. Aradığı kayıt yoktu. Sonra başka deftere uzandı.
Mansurun bakışları, hep memura takılıydı. Gözleri onun hareketine göre yuvasında oynuyordu.
Nihayet memur aradığı sayfayı bulup sordu:
Nüfus memuru önündeki kayıttan. Mansurun karısının ismini okumy^ kez söz olsun diye sormuştu. Fakat Mansur ismi çıkaramayınca. menıur kV bir eğlencenin içinde bulmuştu.
—Bak Mansur efendi, dedi. Senin nasıl bir adın varsa, karının da bir adı bunu soruyorum işte.
Mansur, aklını sarsıyor fakat bir türlü çıkaramıyordu:
—Kusuruma bakma memur beğ, unutmuşam. Avrat değci. Kız da dcğci
ona Ulan da derem. k
—Bunlar, karının adı sayılmaz Mansur efendi. Meselâ Fatma, Ayşe gibi olıjj
—Unutmuşam ha! Ne poğ iştir bu yahu. Evleneli yıllar var memur bcg }/*' gece söylemişti, unuttum geçli. Ben çoğu avrat derem, ulan derem.
—Olmaz. Karının adım bilmezsen, çocuğun kaydını yapamam.
Mansur köşeye sıkışmıştı. Bir yandan hocanın ilk gece söylediği İsmi hubri^
çalışıyor, bir yandan da karısına küflirü basıyordu. Birdenbire sordu: ^
—Hatun olmaz mı memur beg?
Memur, eğlenmekten bıkmıştı. İşi bitinnek isledi. Kayıltaki İsmi içinden okudu:
—Var mısın Mansur, dedi. Karına Havva adım koyalım?
Mansur güldü:
—Canın sağolsun memur beg. Havva eyidir. Flepimiz ondan türemişik.
—Çocuğun adı ne?
Mansur kasılarak çocuğunun İsmini söyledi:
—Nahsen begim. Nahsen Alagöz...tepeye dikilmişti. Sıcağa aldırış etmedi o. Yola çıktı. Aklında hep, karısının ismi takılıydı. Kendi kendine soruyordu; “Acep essah adı ne ki?"
Durmadan eşeğin karnını iki bacağıyla sıkıştırıyor, yuları çekip bırakıyordu.‘‘Deh çiş..."
Mansur, önce köye vardı. Sonra eşeği soluklandırmadan, köyün batısındaki iarla\a vurdu. Karısı orada çalışıyordu.
Onu görür görmez bağırdı:
—Kız avrat, senin essah adıy nc?
Kadın başını topraktan alıp sese çevirdi. Kocası henüz uzaktaydı. Soruyu cevapla madı. Mansur tekrar bağırdı:
—Siye diyem ulan, adıy ne?
Kadın, istifini bozmadan:
—Havva, dedi. Havva ha!
Mansur şaşırdı. Aklı kördüğüm olmuştu:
—Bu nasıl iştir ulan avrat, dedi. Elin pezevengi senin adiyi, benden eyi lutturdu...
Kastamonu t İnebolu doğumlu (12 Ekim), bahası ağır ceza hakimi otan Oğuz Ata\’. İTÜİn^jaat Fakültesi ni bitirdikten (1957), sonra Istanbııl Derlet Stubendıslik re Mimarlık Akademisi öğretim üyesi oldu.
(Ö. 13 Aralık)
Genç yaşında (ilen; roman, öykü, oyun, yaşamöyküsü, günlük gibi yazınsal türlerde
1,1ar veren Oğuz Atay, özellikle, iki ciltlik Tütunamayanlar (1971-72) adlı roma-lanındı. Öteki romanları; İkinci romanı. Tehlikeli Oyunlar (1973)’du-, öyküleri l^orku."* Beklerken (1975)'de toplandı. Bir Bilim Adamının Romanı (1975) ise, pp,f. Dr. Mustafa İnan'ın yaşamöyküsüdür.
Eleşlimıen Semih Gümüş, Atay’ı tanıtırken diyor ki: “Yazarlığına ilişkin bütün tar-da bu mnıan çevresinde yapıldı. Toplumsal ilişkilerle çatışma içindeki kişilerin ^■Jûnvalarının kişisel bunalımlarının hem ince bir yergiyle, hem de olağanüstü ayrıntı ..^vinliğirle dile getirildiği Tutunamayanlar, alışılmamış anlatım biçimiyle de yankılar ^\vıdınlı.: Toplumun olumsuz etkileriyle denilebilir ki kara bir atmosfer içinde sıkışıp ulnıış. kendi dışlarına da yabancılaşmış bireylerin öyküsünü yazdı." (Kasa Öyküler, :002)
Aşağıdaki Tutunamayanlar'ı tanıtma amacıyla “ seçilen örüler” için yaptığımız çalışmadan edindiğimiz izlenimleri; eleştirmenlere, çağcıl Türk romanınm gelişimi açısından yeniden değerlendirmeleri için, sunmayı uygun gördük:
•Başkişinin olaylar, ilişkiler ve durumlar karşısındaki izlenimleri, çağnşımlar, daha çok iç konuşmalarla geliştirilmekte; gerçek ya da düşlemsel ayrıntılarla bilgilendirmelere; duygu, düşünce ve yorumlara yer yerilmektedir.
•Kişilikler, karamsar psikolojik çözümlemeler arasında belirsizdir.
•Romanda, okuru kolayca etkileyecek, inandıracak kurgu yerine; zorlayıcı, karış-tıncı, değişken bir anlatım akışı; anlatılanların, ancak bölüm bölüm, parça parça algılanıp kavranabileceği biçem ile...
•yayımlandığından bu yana gösterilen bunca iyi değerlendirmelere karşın; yalnızca klasik romanı değil, çağdaş romanı da kıyıya iten bir tutumun egemenliği... tartışılabilir.
T U T U N A M A Y A İN L A R
Romanın başkişisi gem; ınühcnılis l'urgul ö/.bcn'in, ga/cicdcn ^fi Selim Işık’m hazırlamakla olduğu '■Tutunamayanlar Ansiklopcdm" ^ dişiyle ilgili bir maddenin de bulunduğunu ve inlıharmı öğrenmesi ^ malara girişmesi,., sonuçta, kendi özbenliğini tanıyarak, trene binip kayboluşu... öykülcnmektedir. (liS)
Romanın girişinde: değişik elyazılarıyla yazılan mektupla, yapn^yj lanması, Turgut Üzben’in karısı Günseli’ye' başvurulmasıyla gerçekleşildi tılır Yaymcınm açıklamasından, olayların tümüyle düşsel; yalnızeaya/^, kişiliklerini açıklayan belgelerin sunulma amacının gerçek olduğu belini Selim’in bunalımları, kitapları, çevresindekiler...Turgut'un okuduğu kitap uyanışı; gözüne çarpan bir "olay ' ve Selim’le ilgili anımsamalar gj, sonra Nermin ve ölümle ilgili seziş ve izlenimler,, yer alır, öyküleme, bu gide, ince ve gerekli gereksiz ayrıntılarla sürer.
NE YAPMALI
Ne yapmalı? Bugüne kadar sürdürdüğüm gibi, çevremdeki kişilerin davranış tutumlarını bilinçsiz bir aldırmazlıkla benimseyerek bu renksiz, kokusuz varlıkla yet meli mi; yoksa, başkalarından farklı olan, başkalarının istediğinden çok farklı, köl bir eylem isteyen gerçek bir insan gibi bu miskin varlığı kökten değiştirmeli mi? basit soruların çözümünde bile bocalayan bu sözde devrimci gölgeyi, hiç düzeltmedi biraz olsun çekidüzen vermeden, amaç edindiğimiz ülküleri gerçekleştirmek için hem kavganın ortasına atıverelim mi? Kendini yönetmeyi beceremeyen kişileri, topluml yönetmek, onlara yeni yollar göstermek için hemen başa geçirelim mi? Yoksa io[ eylemlerde kütlelerin başına bela olan zayıf kişilikleri önce sert ve sıkı bir sınavdan geçirmeli?
Ben kendimi yeterli görmüyorum. Ne için yeterli? Her şey için. Topluluğun eyler ne engel olabilecek sorunlarımı çözmeden, onu güdebilecek sorunlarımı çözmeden, o güdebilecek güçte olmadığımı seziyorum. Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilm için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum. Bana bugün, ne yapma Diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim. Bir temel ili den yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir: kendini çözemeyen kişi keı dışında hiçbir sorunu çözemez.
Ne yapınalı? Bu soruya hemen bir karşılık bulmak istenirse, elbette salt aklın ve siyle, ya da oralar buradan derlenmiş bir iki düşüncenin bileşimiyle bazı geçici çare
gv’vşelmeyc fırsat vermeyen amansi/' bir valı^mamn /ururıluluğuna
'"' niovb''' ve eğlence düşkünlüğü, dünyada eşi görülmemiş bir baskıyla yokkişisel bunalımlar, ucuz yaşantılara dönüşle ilgili bütün buh
olabilir. Fakat, bütün bu sorunlarını yalnız başına çözeceksin. Bunalımlarını,
l;5İerinı ve buhranlarını birlikte çalışacağın insanlara iletmeyeceksin. Kurulacak ^\ir düşkünlerevine çevirmeye kimsenin hakkı yoktur. Birleşecek kişiler önce <1; i’üçte olmalıdırlar; önce bu duruma gelmelidirler. Onlar, yeni düzenler kur-f'jlçriemek için birleşeceklerdir; körle kötürümün yoldaşlığı gibi bir iş için değil! .prunlarını çözemeyen bir kişinin, kusurlarının acısını başkalarına çektirmeye
Yalnız, kişisel sorunları tek başına çözme eylemini de gereksiz bir aşırılığa götür-jaıelidir insan. Büyük örgütlerin kurulmasından önce, küçük örgütler oluşurken kişi,
sinden kendini bütünüyle soyutlamayacaktır; kişisel sorunlarını çözerken başkala-
,ıdaıı da bir bakıma yararlanacaktır. Yani, bazı insanlarla genel ilişkiler kuracak onlarla vdeşecektir. Ne var ki bu birleşme büyük örgütlerden farklı bir biçimde olacaktır.
insan, bolu sahibinden satılık daire arsa ilk bakışta bu geçici çarelerin kendi buluşu olduğunu sanabilir aklın verisi diye nitelendirilen kavramın biniz, incelerime^, bunun ' iylc elde edilen kalıplar olduğunu gösterecektir. Salt aklın
Canım Selim! Nasii çırpınmışsın bir yere tutunmak için: Burhan’ların ortasında eler hissetmişsin! Onlara okuyamamışsındır bu yazıyı. Çizgili bir defterden kopanl-ııj kâğıtlara yazılmış; sekiz sayfa. Alay ederdi bu satırları okusaydı Burhan. Neden tymedim bu herifi? Elimden nasıl kaçırdım? Bir de adresini aldım üstelik. Ben aşa-;;!ıksahtekârın biriyim. Kendime bile sahtekârlık ediyorum; dolandırıyorum kendimi. Dinarı yumrukladı; elini acıttı. Daha beter ol sahtekâr ruh! Ne diyordu bu herif Selim :;in?Koltukta otururken kulağına gelen sözleri hatırladı: bu toplumla ilişkisini kaybet-nşyaptığı işe ve yaşadığı düzene yabancılaşmışmış. bolu sahibinden satılık daire arsa Tersini ispat edeceğim! Hepinize aiereceğim! Müzeyyen Hanımın basitliğinden sıkıldığını gösteren belli belirsiz bir iiievardı Burhan’m yüzünde. İşte o sırada dövmeliydim. Hayır! Önce o saldırmalıydı. Pek de çelimsiz değildi. Girişmez kavgaya. Duruma uygun bir söz eder. Sen. aytlı-i’dakalırsın. Bütün kitaplar, nazariyeler ondan yana. Hepinizin sahteliğini yüzünüze «ağım! Kâğıtlara saldırdı yeniden. Bir kâğıt çekti, durdu. Neden yok etmedi acaba
herkese yaptığım gibi. Benim de hiç kim.seyle olmak istemediğim anlar yok muydg., İçimden ona hak verdim; kendime yükledim suçu her zaman olduğu gibi. Birini yj^' tanıyınca, nefes aldırmadan yükleniyordum üstüne. Herkes, benim gibi buhranlı değiidj Bu düşüncelerim, o zamanki durumumu...
Yazı burada bitiyordu. Sayfanın altına bir iki karikatür çizilmiş, yanına da g(iller|j süslü, SIKINTI yazılmıştı. Daha aşağıda tek harfler ve yedi kere altalta yazılmış bjp cümle vardı; ‘Gordiyum neden kördüğüm’. Başka bir kâğıt çekti yığından. Bu sayfa başlıklıydı;
Çok iyi Bilinmesi Gereken Filozof ve edebiyatçılar. Satırlar, sayfanın ortasında küçük bir yere yazılmıştı
Soren Kierkegaard Osvvald Spengler Franz Kafka Friedrich Nietzsehe
The Tragic Aspect
Kâğıtların arasından küçük sarı kartonlar düştü, üstlerine daktiloyla birer satır yazılmış kartlar. Turgut, gülümseyerek; “Beylik cevap kartonlarım benim.” dedi. “Bunları da saklamış.” Fler kart, içine ancak bir cümle sığacak büyüklükteydi. Turgut, sıkıntılı olduğu zamanlar sorulara cevap vermez, bu kartlardan birini uzatırdı;bolu satılık daire sundu...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder