12 Temmuz 2015 Pazar
bolu satılık daire ve insan ideolojilerim20
bolu satılık daire ve insan ideolojilerim20 sizler icin yine bolu satılık daire fiyatları yazdı ve bolu satılık daire diyokri Ben eskiden... Çok eskiden merak sarmıştım. Ayıptır söylemesi.. Defterim,kaK mim yoktu. Ben de... Herkes gibi dümdüz işemezdim ben. İşerken resim çizerdim. İnsanlar, evler, ağaçlar, kuşlar... Öyle ustalaşmıştım ki... Bacak kadar bir piç kunısuı. dum daha. Her yere yapardım. Bizim mahallede bir okul vardı. Önünden bir toprakyo| geçerdi, dümdüzdü. Çok severdim oraya yapmayı. Bir gün bir adam çıktı o okulun kap. sından. Bana baktı, yoldaki adam kafasına baktı. Yanıma gelip adımı sordu, bolu sahibinden satılık daire arsa babam» adını, işini sordu, nerede oturduğumuzu sordu, başımı okşadı. Hemen o akşam bizim eve geldi. Galiba ay başıydı: babam rakı içiyordu. O da içti, konuştular. Babamı kandırıp beni okula yazdırdı. Her şeyimi o alacaktı. Aldı da. Bana giysiler yaptırdı,kitapljı, defterler, kalemler aldı. Üç yıl gittim o okula. Öyle çalışkandım ki... Öyle güzelttsim yapardım ki...”
"Sonra öğretmen öldü. Gençli, ama benzi sapsarıydı, verem mi neydi. Sonra babam da öldü. Sonrada babam gibi çöpçü oldum işle. Bunları çoktan unutmuştum, ama.. ’
Çöpçübaşı kahkahalarla güldü gene:
“Sende bir hal var, hemşerim”, dedi. “Nerden çıkarıyorsun bunları, nasıl uydunr yorsun? Hoh de bakayım...”
“Yok”, diye yanıtladı, ağlayacaktı irerdeyse. “Sarhoş değilim, izin ver de..."
Çöpçübaşı birden sertleşti: kalktı, ama ayakta duracak gibi değildi. Gözü bir yerleri görmüyordu. I liv'-’ '''^jüşünemiyordu. ÇöpçUbaşı hem gidiyor, hem de dönüp dönüp bakıyordu. Geri Dİf^^^l^lini omzuma koydu; ınadalga geçmece yok!edi. “Ekmekle oynamayı sevmem, jc emir kuluyum, hem seninkiyle oynamazsam, başkaları benimkiyle oynar, 't'kârışıaanı'”
Scsiıa çıkarmadı. Yürüdü. Süpürgesini sallamaya başladı. Ama, az sonra, çevresine ja ortalıkla çöpçübaşım göremeyince, gene oturup derterini, kalemini çıkardı, bir kahkaha çınladı kulaklarında. Sonra bir daha, bir daha. Başını kaldırdı. ^ ükit' küçüklü bir sürü çocuk sarmıştı dört yanını, az önce kovaladığı çocuk da tam
daydı. Bu kalleşlik onun işiydi. “Yuh!” diyordu, “çöpçüye bak, resim yapıyor!” jerse ötekiler yineliyor, koca cadde “Yuh!” sesleriyle çınlıyordu. Süpürgeye dav-oldu, ama çocuklar aldırmadılar: başa çıkılacak gibi değillerdi. Kolları yanma jiişlü- Sonra gözleri kendiliklerinden camiye dikildi. Yavaş yavaş sağ eli havaya kalktı. Havada bir kubbe çizdi. Duvarları indirdi. Pencereleri yerleştirdi. Minareye bir bulut joladı. Arkada denizi dalgalandırdı. Çocuklar, “Masar Osman’a! Masar Osman’a!” diye [ağırdılar. Büyükler de katıldı aralarına, kalabalık arttıkça arttı. Çöpçübaşı da geldi koşa kalabalığı yarıp önüne dikildi. Omuzlarından tutup sarstı.
"Gördün mü yaptığını, meslek şerefini beş paralık ettin!” diye bağırdı. “Sözümü dinlemedin! Ben de bunu senin yanına koymam! Söz dinlememeyi gösteririm sana! Dosdoğru valiye rapor ederim! Sözümü dinlemedi, mesleği lekeledi, derim!”
kalabalık daha da arttı. Kahkahalardan kulaklar kapandı. Çöpçübaşı kalabalığa t>aktı bir süre. Dudakları aralandı. Söyleyecek bir söz aradı, bulamadı. Sonra gene ona Jöndü, kulağına eğildi;
"Dinle beni”, dedi. “Sana son sözüm, seni severim, ekmekle oynamaktan da boşanmam üstelik: hemen işine başlarsan, vali beye rapor etmem seni, kapatırım gider, tklmı başına topla! İkramiye verecekler yakında. Yeni giysilerde verecekler. Hem nasıl jivsiler! Gedikli çavuşlarınınki gibi. Oldu mu? Al şu süpürgeyi!”
Çöpçübaşı gerçekten iyi günündeydi bugün, belliydi. Çöpçübaşı babalık etmeyi Jeseverdi, ama o aldırmadı sözlerine, üstelik yakasından tutup itti. Sonra basamaklara loşlu. En yakardaki basamağa oturdu. Cebinden defteri, kalemi çıkardı. Kalemi ağzında lûkrükledi.
"Yapacağım!” diye mırıldandı. “Yerle gök bir araya gelse de, dünya tersine dönse Jeyapacağım senin resmini, cami!”.
Şanlıurfa doğumlu (3 Mart), bahası polis memuru Yıldız 'm çocukluğu değişik illerde (Van, Kastamonu. Urfa r, geçti. Mersin 'de başladığı Sanat Enstitüsü bolu sahibinden satılık daire arsa öğrenimim İst /1 bitirdi (1951). Dizgi operatörü (isçisi) olarak çalışiı. gitti (1962). İstanbul 'a döndüğünde Asya Matbaası 'm hırtC!"^ İ bir süre sonra kapatarak yazarlığı yeğledi...(ö. 8 Ağustos) *** ’
Anadolu, özellikle Güneydoğu Anadolu insanlarının töre ve geleneklenyie |j likle yaşamını, sorunlarını; çarpıcı gerçekleriyle öyküleyerek sergileyen Bekir Yi1j Almanya’da Türklerin karşılaştıkları uyumsuzlukları da yansıtmaya çalışan bir
Öyküler: Reşo Ağa (1968), Kaçakçı Şahan (1970), Sahipsizler (1971), jjij. Şirketi (1972), Beyaz Türkü (1973), Alman Ekmeği (1974), Dünyadan Geçti (1975), İnsan Posası (1976), Demir Bebek (1977), Mahşerin İnsanları (ışjj, Bozkır Gelini (1985)...
Romanlar; Türkler Almanya’da (1966), Halkalı Köle (1980), Aile Savajb^ (1984), Ve Zalim Ve İnanmış Ve Kerbela (1986), Darbe (1989)...
ÖDÜL: 1971 Sait Faik Hikâye Armağanı Kaçakçı Şahan
Doğunun insanı sevdiği için ölUr, yaşamak için öldllrllr
^şrallarından Reşo Ağa, elindeki küçük kırbacını çizmesine vura vura, avlu-irdi. Üç karısı vardı Reşo Ağanın. O, hesaba vurulamıyacak kadar soyluydu. İzinli yirmi göbek sayardı, ağalığı üzerine. Avludan geçip odaya varınca üç İP'' ji^çöküp çizmelerini çekmeye hazırlandılar. Ancak o, yeşil gözlü, kara saçlı, ince ıf^'V^I-alçalı olan Güllü’ye çizmelerini uzattı. Güllü sevinçle çizmelere asıldı. Kim çekerse, o
bir ucunda ahır bulunuyordu. Burada sekiz-on eşek, altı at, altı da deve Bu hayvanların hepsine bakan bir de deveci...
'* Deveci ahırda yatıyordu; hayvanların bir yanında. Gecenin ilerlemiş saatinde, 'rilltüyl^ uyandı. Azgın bir eşek ötekinin orasını burasını koklamış ve huysuzlaşmıştı.
,Gece vakti olur mu, be meret!... diye öfkeyle yerinden kalktı.
Uykusu kaçtı.Avluya çıktı. Reşo Ağanın kızı uyumamıştı. Odasındaki cılız ışık, zifiri karanlığında dehşetli parlıyordu.
Deveci bu odaya bakmak istemedi: “Ağanın kızı,” dedi içinden. Nedense odanın j,ıjınlığı, gözünü hep o yana alıyordu... Deveci bir de gördü ki Reşo Ağanın kızı solunmada. Deveci: “Yahülvelâ” çekip ahıra döndü. Ancak ahırdaki iki eşek, işi hep-ifiı azılmıştı. Deveci şehvetin seline kapıldı. İşık yanan odanın yanıbaşma vardı bir solukta. Ağzını açıp nefes almasa, heyecandan düşüp ölecekti. Reşo Ağanın kızı, bir iliyle memelerini okşuyordu. Bir ara gözlerini kapadı, öteki elinin şahadet ve ortanca parmaklarını birleştirip körpe bedeninin ateş ateş yanan dudakları üzerine koydu. Bir trkckyaratıyordu beyninde... Dağların ötesinde... Bulutların içinde... Ama dev kadar lunelli, şeytan kadar kurnaz bir erkek... Babasının soyluluğuna dudak büken, babası-mujuyüce duvarlı evini aşıveren bir erkek...
Bu sıra odanın penceresinden “pat” diye, deveci içeriye atladı.
Reşo Ağanın kızı, çıplak göğsü, dudakları üzerinde, iki parmağı ile, dağların iesindeki bulutlarda saklı sevgilisi yerine, devecilerini karşısında görünce “gık” bile iyeuıemişti. Ancak gözleri dana gözünden büyük olmuştu korkudan. Deveci, kızın bşaşkınlığından yararlandı. Kızın ağzını kemeriyle sarıp şutladı. Yel gibi getirdi kızı
ahıra. Biralın ü/crinc lıoplaUı. Ardıntla kendi.(icccnin karanlığın^ yöneltti alı...
Güneş bir mı/rak boyu yükselmişti. Keşo Ağa. Ciüllü'nün koynu yordu. İlk karısı Zeyno. kapıyı (’lImbürdcIli: Sik,
-Ağa yekin. Kız kaçınış. Küller başımıza...
Reşo ağa üzerindeki yorganı alıp yerinden l'ırladı:
-Ne söylisen imansız? Yüreğimi yardın,
-Kızı kaçırmışlar,,. Var gör,,.
Reşo Ağa bir solukta kızın odasına koştu. Yalağı boştu, giysileri yataûı
-Deveci de kayıp... Atın biri de yok meydanda,,.
Reşo Ağanın yüzü, kül rengine döndü.
-Bu düşman işi, dedi. Bl kadar kız... Benim devecim, zürriyetimin
el uzatamaz. Ulan avrat, savuş karşımdan... Kızın kahpeliğine sen de bulaştım-Südün mundarmış...
Zeyno bir köşeye sindi:
-Benim suçum ne Ağam? Ben ne bilem? Alla atma, var gel, diye mınldandı Reşo Ağa hırsından Zeyno’yu tekmeleri altında yoğurdu. Sonra mavzerim
Atına bindi. Avludan dışarı çıkmadan bağırdı:
-Ben dönUnceye kadar kapıları kilitleyin. Uçan kuşa bu işten söz etmesin, Büyük sokak kapısından geçip alını bozkırlara doğru koşturdu. Ardından t,.
bütün kapıları sürgülendi.
Reşo Ağa, içinde bin kuşku, bin kinle köyüne girdi. Köy meydanına vamıadaııjt, zın atını durdurttu. Yere, atın ağzından köpükler boşaldı. Reşo Ağa, sağ yöndeki e,; önüne asılmış bir kadın donu görmüştü. Ona göre, dünyadaki bütün namussuzItıKî-, sonu alınmalıydı. Atından hışımla atlayıp, kapıyı, çizmesinin burnuyla sarstı. İçeri-bir kadın:
-Kimmiş o? diye bağırdı.
Reşo Ağa hiddetinden yerinde duramıyordu:
-Aç ulan avrat, benim... Ağanız Reşo...
Kapı açıldı.
-Buyur Ağam...
-Kahpelik sancak mı oldu ha?
Viş ağam, bu nasıl suval!
-Bu tuman hangi kahpenin?. Benim köyümde lıımanı dışarı asmak var mıdır Kadın korkuyla sarsıldı. Koşup donunu asılı olduğu yerden aldı. Ancak bu üs
Reşo Ağa, mavzerini kadının üzerine doğrultup ateşledi. Birinci kurşunda henüz î.a laydı. İkinci kurşunda, kadın yere yuvarlandı. Donu avuçları arasındaydı...
Reşo Ağa, kadına dönüp bakmadan atma bindi ve başka bir evin önüne yöneld
abası sırtında, pala bıyıkları, yüzünün genişliğinden fazla bir adam çıktı
l»jnlımağara dar bir geçilin tepesinde bulunuyordu. Reşo Ağa yerinde duramıyor, iaranm içinde, gidip geliyordu. Hançerli Şiğo sekiz adamla mağaraya girdi: ^^^Selâmünaleyküm...
Reşo Ağa, selâma karşılık vermeden:
- Hançerli Şiğo, dedi. Bana iyi kulak verin. Şunu eyi hilesiz ki bugün benim en ,, cünümdür. Bütün adamları salacan ora-bura... Dağlar tez kavuşacak birbirine, pjvecimle kızımı, yerin yedi kat altında olsa bulup çıkarasız. Buldun mu, o saat deveci l,ııişunlanacak. Kızımı diri isterim... Ben şehre dönecem... Eyi hilesiz ki, bana dünya îindaııdır, kızım elime tutuşana kadar... Haydi... Ve de hilesiz ki, ben size Kanlımağa-,jıla bir sır verdim, emme bu dakkadan itibaren, kulaklarıyza kurşun aktı... Ve diliyiz l,oplu.Emme gözüyüz şimşek gibi çakacak!
Hançerli Şiğo, kederinden ve hırsından darmadağın olan Reşo Ağanın yanma skuldu:
-Emriy başımüstüne Ağam, dedi. Yüreğini serin tut. Senin namusun bizim sayılır, tonca yuvasına sinseler, ümmanın ortasında olsalar, gene de buluruz onları. Evelal-lâ..
Reşo Ağa:
-Haydi yolunuz kanlı ola, dedi.
Ağzından çıkan sözcükler kızgındı...
Aradan bir gün, bir hafta, derken bir aydan fazla zaman geçti. Ne deveciyi, ne de lısbuldular. Ne ölülerini, ne dirilerini...
Reşo Ağa, bütün akrabalarıyla birlikte yasa gömüldü. Erkekler evden dışarı çıkmaz [ ıldu. Ne kahveye, ne bir yere... Sakalları karış kadar uzadı. Bütün erkeklerin başı önle-leyıkılmıştı. Kadınlar da komşuya, hamama varamaz oldular. Ve bu kent, şu sözlerle I '4t geçiriyordu:
—Rcşo Ağanın kızı, namuslarına leke Vi*l<-I>---
—Reşo Ağanın kızı, kahpe olımış... Kahpe olmuş da tumanını .sıyırmış..
—Reşo Ağanın, gayrı ağalığını nedemeli... Hir kızına sahip çıkamadı. .
Reşo Ağa hiçbir yere çıkmıyor, hiç kimseyle konuşmuyordu. Ama o konuşulanları sezinliyordu. Çünkü, isler bu kentte, ister Urfa’da, ister Siverç|c,ç '
oralarda başka yerde olsun, bir kız kaçtı mı, belânın bundan beleri olamazdı. kızın bütün sahipleri için beklemek ve buluncaya değin beklemek vardı. Gerisi
Sokağa çıkılsa. herkes başını çevirir, kimse selâm vermezdi. Kahvede oturulursa boşahverirdi. Ha vebalı olmuşsun, ha soyundan bir kız kaçmış...
Koca Reşo Ağa bile böyle olmuştu. O, aznavurluğu dillere destan adam, şin,jj
dökmüş kediye dönmüştü...
İki ayın bitmesine birkaç gün vardı. Vakit öğleyi çoktan geçmişti. Güneşebak|i,
gözler kamaşmazdı artık. Reşo Ağa, evin avlusunda, kilimin üzerinde bağdaş Icunu,
oturuyordu. Kızın anası Zeyno. eşikte oturmuş, gözleri dalıp dalıp gidiyordu. Busıra^
büyük sokak kapısı vuruldu. Uşaklardan biri kapıyı açtı. İçeri Hançerli Şiğo girdi. Ağanın yanına gelip kulağına eğildi:
—Kız dışarda...
Reşo Ağa yerinden hopladı;
—Vay!... Ya deveci?...
—Onu kurşunladık...
Reşo Ağeı, yüzünü duvara döndü;
—İçeri alın, dedi. Arka odaya.
Kız peçenin içindeydi. Avluya girdi. Bir süre duraladı. Çevresine bakındı. Babası sırtını dönmüştü kendisine. Anası eşikteydi. Ama koşup “Kızım” diye atılmamijtı boynuna. Suçu neydi sanki? Gerçi devecileri, şeytana uyup kaçırmıştı kendisini. Ama, daha yolda, Reşo Ağanın korkusu damarlarında yeniden kaynamış ve kızcağıza el sük-memişti.
Zeyno Ana, avluda dikilen kızının yanma geldi. Elinden tutup içeri aldı. Arka odaya...
Kızcağız; günlerden sonra ilk kez baba ocağında yattı. Ama sevgiden ve ilgiden yoksun...
Sabah olur olmaz, evin içinde bir telâş başladı. Haberler gidiyor, haberler gelivor-du. Herkesin, tekrar kanı ısınmıştı.
Bir ara Zeyno Ana, kızının yanma geldi. Gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuşıu Zeyno Ana, eğer sesli ağlayabilmiş olsaydı, böylesine harap olmazdı: O, sevgiyle vidalar arasında ezilmiş, alev alev j'anan analık sevgisi üzerine, yasalaır dolu gibi ya|miîiı Kızının yüzüne baktı. Henüz on beşine varamamış kızının yüzüne... Korku ve gençliğin çarpıştığı yüzde, korkunun zaferi okunuyordu.
heçbir suvalim yok, dedi. Kaderin yanlış çalınmış. Seni babay. bağa gölO-anasının boynuna sarıldı:
gınıeyin ana, dedi. Etmeyin. Meç bir günahım yok. Uen kaçmadım. O beni zorla llem sonra, biz iki kardeş gibi ordan ora, çile çektik. Kıyniiuı bana!... jp’^^gyno Ana, boynunda asılı duran kızının kollarını
^ ’llyordu. Odadan dışarıya taşan çığlıklar, mahalleyi sarstı... yl"
Rcşo Ağa, aylardan beri ilk kez dışarı çıktı. Ama yalnız değildi o. Yanında kızı Atının üzerinde, savaştan başarılı dönen bir komutan gibi dimdik duruyordu, yapışmış kızı ise, utancından başını önüne eğmişti.
0u utanç duygusu, Reşo Ağanın sonsuzluğa varacak olan; şanı ve ünü olacaktı
Kentin dışına çıktılar. Kimsesiz yollara daldılar. Birkaç bağ, bahçe aşıp nihayet bağlarına geldiler. Kızın küçükken koşup oynadığı, tiyeklerin altına yatıp ağzıyla jjll^ııulara uzandığı bağdı burtısı...
Yedi sekiz adam vardı bağın bir yanında. Soyun öteki ileri gelenleriydi bunlar. Bir ı,(zar hazırlamışlardı.
Reşo Ağa, atı burada durduttu. Kalabalıktan biri, kızı aşağı aldı. Sonra Reşo Ağa, uvaşça attan aşağı indi.
Herkesin başı önündeydi. Alnı açık yaşayabilmek için, yasalarına bir kurban vermeye hazırlanıyorlardı.
Reşo Ağa taze kazılmış mezara yaklaşmak istemeyen kızını kolundan tutup çekti. Cız,o kadar adamın arasından bir yere kaçamayacağını, bir şey yapamayacağını çoktan anlamıştı. Fakat can korkusu mezarla arasına ginnişti. Direniyordu gene de...
Kulaklarının dibinde patlayan bir tabanca, kızı olduğu yere yıktı. Çarşafın içine •kan kan görünmedi. Kızın üzerine taze topraklar atılırken, içlerinden en iyi ata binen, (Oktanyola çıkmıştı bile...
Reşo Ağanın evi önünde atlı durdu. Bu, öldürülen kızın amcasının oğluydu. Kap î(ildı.Adam avludan içeri girip müjdeyi verdi;
-Yenge, yenge; tamam, dedi. Rahmet ola...
Biranda Reşo Ağanın evinde, gözyaşı su gibi aktı, feryatlar kulakları yırttı.
Kızın anası Zeyno, yeni görevine hazırlanıyordu: Hamama gidip saçına kına yaka-aktı,Namusları ak-pak oldu diye...
MansuruBunca erken mi ağam? Daha davarlar bile yekinmedi.
Mansur. önce uzun bacaklarından birini ayırıp semerin üzerinden aşırttı ^ yumuşak bir hareketle bedenini eşeğin üzerine aldı.
Eşek sırtına çöken ağırlığın etkisiyle hafifçe sallandı. Sonra isteksizce kö)ûjf(j verip, yekindi.
Mansur. ömrünün otuz beş yılını bu kış hesaptan düşmüştü. Fakat onun içinyı]^ pek önemi olmamıştı. Doğmuş, tozun, çamurun içinde büyümüş, sonra da askere mışlardı. Askerlikten döner dönmez de evlenmişti. Bütün bu işler, göz açıp kapayınca^^ kadar oluvermişti sanki. Fakat evlendikten sonra karısını doğurtamamıştı. Ve bu kısıriıi; Mansuru, hayatım dolduran tüm olaylardan daha çok etkilemişti.
I akat altı ay önce, umutlarının da ufalandığı bir zamanda, karısı doğurmuş vcböj. lece Mansurun gözleri tekrar ışıldamış, kararan gönlü aklaşmıştı.
Mansur, bir an önce nüfus memurluğuna varabilmek için durmadan eşeği biif. me yollara vuruyor, güneşin ilk ışıklarıyla beraber kıpırdanan doğanın ortasında, flno alınmaz bir mutlulukla su gibi akmak istiyordu. Uzunca bir zaman, eşeğe, zcytinlilder çiğnetti. Sonra bağların arasına vurup, ilçeye vardı.
Önce bir hana gidip, eşeğini bıraktı. Sonra nüfus memurluğu binasına geldi. Henıj; kapalıydı. Ancak kapının önünde bir sürü insan vardı. Bazıları ayakla birbiriylekony-şuyor, bazıları da çömelip duvara sırt vermişlerdi. Kimi cıgarasını tüttürüyor,kimieimt geçirdiği çöple, yere çizikler çiziyordu.bolu satılık daire sundu..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder