12 Temmuz 2015 Pazar

bolu satılık daire ve insan ideolojilerim40

bolu satılık daire


bolu satılık daire ve insan ideolojilerim40 sizlere en gzel yazıları yazan bolu satılık daire fiyatları dediki Yıllardır bu tozlu, örümcekli karanlığa çıkmamıştı. Işığı gören bazı böceklerly. Ular. Korktu; fakat, yararlı olacağını düşünmek kuvetlendirdi onu, Belki de hiçbir söylemeden başarmalıydım bu işi. Benden bir karşılık beklemiyor. Ona yardım etniği mi bu? Bilmiyorum, bazen karıştırıyorum; özellikle, başımda uğultular olduğu zaman lar. Onun gibi düşünmeyi bilmek isterdim. Bana belli etmemeye çalışarak izliyor bem Çekiniyor. Acele etmeliyim öyleyse. Feneri yakın bir yere tuttu; annesiyle babasının resimleri. Aralarında eski bir ayakkabı torbası, kırık birkaç lamba. Neden hiç sevme, diler birbirlerini? Ölecekler diye öylesine korkmuştum ki. Torbayı karıştırdı; Tuvalete gittiğim ilk baloda giymiştim bunları. 11er gece biriyle dışarı çıkardım, dansetmek için Aman Allahım! Nasıl yapmışım bunu? Ellerinin tozunu elbisenin üstüne sildi. Mor ayakkabılarına baktı: Buruşmuşlar, küllenmişler. Sol ayağına giydi birini: Ölçülerim hiç değişmemiş. Utandı; gene de çıkaramadı ayağından. Topallayarak bir iki adım attı Sonra resimlere yaklaştı, diz çöktü, yan yana getirdi onları. Dirseğiyle tozlarını sildi biraz. Beni de. kendilerini de anlamadılar. Ne kadar ağlamıştım. Aşağıda onlara bir yer bulabilir miyim? Koridorda, sandık odasında... saçmalıyorum. Onlan unutmadım,onları unutmadım. Babasının yüzünde gururlu bir somurtkanlık vardı. Aynı duvara aşamam onları. Evin düzenini hızla gözünün önünden geçirdi. Yan yana olmak istemezlerdi; mezarda bile. Resimlerden birini aldı; feneri de bırakmıştı, hangi resmi aldığını bilemedi, Yüksekçe biryere koydu onu. Biraz telaşlanmıştı; dizini bir tahtaya çarptı. Sendeledi, yere düştü: hafif bir düşüş. Kalkmaya cesaret edemedi; emekleyerek fenerin yanına gitti. Bir torba daha. Boşalttı: Eski fotoğraflar! Amacından uzaklaşıyordu. Bana baskı yaptığını düşünmemeliyim. Yüzüne karşı söylesem bile, içimden geçirmemeliyim bunu. Aceleyle resimleri yere yaydı, el fenerini dolaştırdı tozlu karartılar üzerinde. Başka bit eve çıkmış olabilirdim, bir daha hiç görmeyeceğim birine bırakmış olabilirdim bütün bunları. Resimleri karıştırdı: Ne kadar çok resim çektirmişim yarabbi! Çoğu da iyi çıkmamış. Gülümsedi: O zamanlar ne kadar uzunmuş etekler. Çirkin bir uzunluk. Duruşlaı da gülünç. Kim bilir hangi filmden? Arkamı dönüp yürüyormuş gibi yapmışım da birden başımı çevirmişim. Kime bakmışım acaba? Aynı elbiseyle bir resim daha. Yanımda biri var. Resim çok tozlanmıştı. Tozlu da olsa tanıyor insan kendini. Parmağını ıslattı diliyle tozlar önce çamur oldu, sonra... İlk kocasının gülümseyen yüzünü gördü parraağınıı ucunda. Aman yarabbi! Bir zamanlar evliydim ben de... sonra gene evliydim. İnsanbı
,yor bir yere, ne yapalım? Nereye? Tanımlayamadığım, bir ad veremediğim ,finden ne kadar ü/ülmüşlük. I.ğildi, bir avuç resim aldı yerden: Hu resim fjııce. nasıl hiç yoklan bir mesele çıkarmıştım, sonra da
layır, düşüncelerin karıştı; basit anlamıyla sözle-nnla ne üg'si var? l-akal ben... ondan kaçarken, nasıl oldu da birden başımı resmi çektirdim. Hep böyle mi durdum resimlerde? Yüksekçe bir yere otur-
an önce kitaplara ulaşmak istedi, geriye doğru bu sonsuz yolculuk bitsin iste-balo ayakkabısını ayağından çıkarmaya çalıştı. Sonra, arkası kapalı yumuşak Ji'‘"^'^rini bulamadı bir türlü. Sendeleyerek el fenerine doğru yürüdü. İlerideki köşede '*''jlıydı kitap sandığı. Fakat orada, kitap sandığını benzemeyen karanlık çıkınlılar ‘''"Ilı Feneri, bu garip yığına doğru tuttu. Korkuyla geri çekildi: Biri vardı orda, oturan '!■ Feneri alıp bütün gücüyle deliğe kaçmak istedi, kımıldayamadı. Korkusuna rağmen lif birlikte, ona yaklaştı. Ne yapmışsa korkusuna rağmen yapmıştı hayatı boyunca, ıçoktan kaybolup gitmişti. Feneri onun yüzüne tuttu: Aman Allahım! Eski sevgi-y3(ivordu yerde. Tozlanmış, örümcek bağlamış; tavanarasındaki her şey gibi. Kitap llnjığına ve resim tahtalarına örümcek ağlarıyla tutturulmuş eski bir heykel gibi. Sağ I^^İ3bir masanın kenarına dayalı; parmakları kalem tutar gibi aşağı kıvrılmış, boşlukta, pjjljri titredi, dişleri birbirine çarptı, ayağının altından kayıp gitti döşeme; kayarken j^jyağına çarpan resim masası devrildi. Kol gene boşlukta kaldı: Örümcek ağlarıyla ^vanatutturulmuştu. Bu eliyle ne yapmak istedi? Bir şeyler mi yazmaya çalıştı? Ne ,azık. hiçbir zaman bilemeyeceğim. Sol el yerdeydi, bir tabanca tutuyordu. Ah! Kendini jıiöldiirdü yoksa? Olamaz! Bir şey yapsaydı ben bilirdim; her şeyi söylerdi bana. Öyle fjııijşmuştuk. Beni bırakmazdı yalnız başıma.
Sonra hatırladı: Bir gün tavanarasma çıkmıştı eski sevgilisi, şiddetli bir kavgadan ionıa. İkisinin de, artık dayanamıyorum, dediği bir gün. Ayrıntıları bulmaya çalıştı: Belide büyük bir tartışma olmamıştı. Biraz kavgalıydılar galiba. Gülümsedi: Bu ‘biraz’ sözüne ne kadar kızardı. Onu tavanarasmda bırakıp sokağa fırlamıştı: Öleceğini hisse-liijordu. Peki ama neden? Bilmiyordu; duygunun şiddeti kalmıştı aklında sadece. Sonra onu’görmüştü sokakta: bütün mutsuzluğuna, kendini zayıf hissetmesine, ölmek isteme-sinerağmen ‘onun’gözlerindeki ilgiyi, insanı alıp götüren başkalığı farketmişti nedense. Ogün eve yalnız dönmüştü tabii. Ne kadar daha çok gün eve yalnız döndüm ondan sonrada. Şimdi karşımda konuşsaydı. ‘Ne kadar daha çok’ olur mu? deseydi? Titreyen izlerinin üstüne çöktü, el fenerini tuttu onun yüzüne: Gözleri açıktı, canlıydı. Bakamadı, başını karanlığa çevirdi. Sonra baktı gene; onu, ölüm kalım meselelerinde yalnız irakmayan gücünden yararlandı gene. Hiç bozulmamış; geç kalmasaydım böyle olmaz-ibelki. Üzüldü. Fakat hiç değişmemiş; son gördüğüm gibi, gözleri bile açık. Yalnız,
maya başlardı. Bütün bunları ne zaman düşünüyorsun? diye sorardım ona f») ^ düşündüğünü bir türlü göremiyorum. Hayır, gerçekten ölmedi; çünkü ben yaş' ’^^üıı dım ölseydi. Bunu biliyordu. Bu kadar yakınımda olduğunu bilmiyordum am
yerde var olursan yaşayabilirim ancak demiştim. Nasıl olursan ol, var olduönn'
bana yeter demiştim. Bunu kavgadan çok önce söylemiştim ama, çalışmamızı^ şeyi değiştirmeyeceğini biliyordu. Sonra, onu bir süre görmek istemediğim
(çocuk gibiydi, kendisine bakmasını bilmiyordu), babamla annemin ölümü, birş^yi yapma telaşı, önümde hep yapılması gereken işlerin yığılması. Orada, tavanarası^^ olduğunu unuttum sonunda, (Onu unutmadım tabii.) Ne bileyim, daha mutsuz insanim vardı; onlarla uğraştım. Tavanarasında bu kadar kalacağını da düşünemedim herhalde Bir yolunu bulup gitmiştir diye düşündüm. Başka nasıl düşünebilirdim? Yaşamam içi^^ onun her an var olması gerekliydi. Başka türlü hissetseydim, ölmüştüm şimdi. Aynca kaç kere tavanarasma çıkmayı içimden geçirdim. Hele kendini öldürdüğünü duysaydı^ muhakkak çıkardım. Dargın olduğumuza filan bakmazdım.
Duydum mu yoksa? Bir keresinde yukarıda bir gürültü olmuştu galiba, rüzgâr bir kapıyı çarptı sanmıştım. Fakat nasıl olur? Onun tavanarasma çıkmasından günlerce sonra duymuştum bu sesi. Ve ben günlerce bir köşeye büzülüp kalmıştım. Hiçbir yere çıkmamıştım. Ateş etmişti demek. Yoksa kalbine... Titreyerek eğildi; Kalbine bakmalıyım. Elbisenin sol yanı çürümüştü; elinin hatif bir dokunuşuyla dağıldı. İçinden bir sûru hamamböceği çıkarak ortalığa yayıldı. Onun bakımıyla ilgilenmedim, elbiselerini hiç gözden geçirmedim; belki de dikmediğim bir sökükten yemeye başladılar hamamböcd-leri onu. Deliği büyüttüler sonunda. Eliyle elbisenin altını yokladı. Neyse, iç çamaşırlarından öteye geçememişler. Derisi, olduğu gibi duruyor. Teni çok sıcak sayılmaz ama kalbi yerindedir herhalde. Korkarım göğsünün sol yanına dokundu; İşte orada biliyorum. Başka türlü yaşayamazdım çünkü. (Çünkii’yü cümlenin başında söylemeliydim; şimdi kızacak. Evet, her an onun sözlerini düşünerek yaşadım, şimdi acaba ne der diye düşündüm.) Yalnız bu kadarı çürümüş. İyi. Şimdi onu nasii inandırabiiirim bütün bu süreyi onunla birlikte yaşadığıma? Onu unutmuş gibi yaşarken onu düşündüğüme? Anlamaz, görünüşe kapılır, anlamaz. Başkasına rastladığım için, bu yeni ilişkinin her şeyi unutturduğunu düşünür. Oysa her şeyi hatırlıyorum; tavanarasma çıktığı gün bu elbiseyi
^^1 ığm altından kaçmaya çabalayan bir hamamböceği takıldı gözüne, kendine geldi, riyle izledi böceği: Çirkin yaratık, yukarı çıkmaya çalışıyordu ağlara takılarak, ayaklan, elbiseyi parçalar diye korktu. Yıllar geçmişti, küçük bir dokunuşa j„amazdı, kim bilir? İşte, boynundan yukarı doğru çıkıyor, yanağında biraz sendele-‘^^jakalı uzamış da ondan; zaten her gün tıraş olmayı sevmezdi. Yanaktan yukarı Lgcek, şakağa doğru gözden kayboldu. El fenerini oraya tutsam mı? Hayır. Kork-'.fakatyan karanlıkta kurşunun deliğini gördü. Titreyerek geri çekildiği sırada, aynı Jllikien çıktı hamamböceği; Bacaklarının arasında küçük, pürüzlü bir parça taşıyordu, pehşete kapılarak feneri deliğin içine tuttu: ışınlar, kafatasının iç duvarlarında yansıdı, fjvatı! Böcekler beynini yemişlerdi, en yumuşak tarafını. Belki de hamamböceği son fjtçayı taşıyordu. Kendini tutamadı: "Seni çok mu yalnız bıraktılar sevgilim?” dedi, ^^ıdan, başka bir deliğin içinden sevgilisinin sesini duydu:
7'ııin Rebiyülevvelinin 24’ü. Adana'da kan gövdeyi götürmü!j. Ermeni gâvuru
ocaktanyırak, breh brch breh... Varmış kârırler, Müslüman evlerinin
Tövbe yarabbi... Yaaa... Silâhını kapan kâfir, saldırmış yolda * 1üzerine. Karabet derler, bir azılı gâvur vardı, askerini toplamış
'lljcın’dan çıkmış, ev ev basmış Adana’ya kadar bütün köyleri. Kundaktaki
lılle.seni de Allah mı yarattı dememiş, süngülemiş. Vardık ki. Adana bir ana baba
'^LiSfdci' geçilmez yollar. Millet, Vilâyetin önüne toplanmış. Vali Paşadan silâh (pane ister namusunu korumak için. Vali Paşadır vermez. Deppoylara saldırır.
pir hemşehrim vardı. Boklu Han’da kalırmış. Bakmış ortalık karışık, Kemeraitı
jln medresesine sığınmış. Kapısını takasını bir iyice, sıkı sıkı örtmüşier med-Soluk almaktan korkarlarmış. Kolay mı etraf Ermeni mahallesi ki fedailer at -ııakta. Nitekim, birazdan saldırmışlar. Önce Boklu Han’ı basmışlar, sonra Med-, Etmeni kıyamından söz açıldı mıydı, şöyle bir dalardı zavallı, karasevdalı gibi,
,,illerdi sözleri, aaah ah derdi uykudaymış gibi, bolu sahibinden satılık daire arsa baktım başlarında bizim kzısap ‘ le kasap Misak. Kasap Haçik’in elinde bir satır, koyun boğazlar gibi boğazlar ’^jeleni. Millet yalvarır, bre Haçik, bağışla bizi. Bre Haçik, bari mavzerle öldür [.lijıgözü çıkasıcalar.”
■'N’uptı acop beni dudu gelin koca ÇamasanV SiuıeiM dııluı kıtız?"
"Bilil miyim bre bacım? Deminden inlerdi içerric yıı. Miıttbı ıılc<-<||t s<-çıkma/.
"Desene, lavgarlıktan duyduğum mu var kimseyi? Oeııe kimi doladın ki diliı,^.^ bunak? Çeneyin yayını kim dUşürük gene?"
"Sorma bre hemşirem. Bu Kadir sıpası bir hayın. Bilmem mi s/ıııki, tnaıim I mir | iti, hilafsız, besmelesiz tohumlamış bu eşşek sıpasını. Adamın gd/linhn içine hayın tıııyn, bakar. Varıp da dedesinin yanına, saçının termesini koklatmaz kdpoğlıı. Ona anlatırntı işte, kimdir dedesi. Ataları kimdir, İğtişaş öncesini anlatırını. Kaç kaç önccHİııi anlaiıınn Hani Alaman gâvuru doluktu Çukurova’ya- Gâvurdan geçilmc/xli. I lani l'.rıncni kıyamı daha doğrusu. Ermeni kıyamı dedimse, Ermenilerin MüsKlman komayıp da kestiği bir zamanları. Fukaraların bildiği mi var ki? Bir söyleyen, arılatan mı var ki eski /aınanian çocuklara?"
“Deecrtl... Erkek kısmının kocamışı da besbeter rni olurtmış ne? tJAvııru bahsin bre Çamasan. Avratcağız içerde can çekişir de, sen burda gâvur çekiştirirsin dernek? Varıp yanına yardım etmek heç aklına gelmez mi bre?”
"Şimdilik ayıp ettin işte ha bacı... Bizim töremizde var mıymış ki erkek kısmının bolu sahibinden satılık daire arsa ebelik etmesi bre? Akşam akşam bir laf et de, bir lafa benzesin bari I latıp Avrat. Adamı dinden imandan çıkarma."
"Ne dedin, ne dedin?... Dert... Abo anam, herife bak. Erkekmiş? I lıh!.,. Bre oturaklı herif, kocamış adamın avradı erkeği mi olurmuş sen de? İtler sıçsın şeyinizin içine, açtırma ağzımı şimdi. Yok Alaman gâvuruymuş, yok iğtişaşmış, yok Ermeni gâvuruymuş, külahıma anlat sen onları. Vay koca bunak. Vay. İçerde avrat can çekişiyormuş, şeyinde mi, olsun, büllüğü sağolsun godoşların. Öyle mi bre bunak Çamasan? Tohumlarkene ama eyiydi, he mi?”
"Bre bacım, etme... Bre benim sultan bacım... Bre adam sütü emmiş bacım... varma üstüme. Görmez misin, yerimden kalkabildiğim mi var benim?... Yanına varıp da, geline meline yardım edecek, yumuşuna koşacak halım mı var benim? Çönt olmuşum.”
"Daha beter ol inşallah emi!... Beni çığırsana be adam!”
"Benim cennetlik bacınım, sesim mi kalmış ki bre?... Seslerim seslerim ya, sesim çıkmaz ki. Boynu devrilesiceleri bulmaksa, ne mümkün. Çimmeğe gitmişler ırmağa. Baksana, ta ordalar.”
"Ulan Kadir nerde kardaşlarm? Vay bacağına sıçtığımın iti, n’olacak sülalesi öyle, çek ulan elini ordan!... Şimdik varırsam yanına... Koparır atarım itlerin önüne o zıkkımı ha!... Deeeert!... Ocaktanyırak anaaam, bu deyyusların cümlesinin aklı fikri şeyinde. Şeyiniz balsın inşallah, emi lan!... Vay dudu gelinim benim vay!.. Vay fukaram vay!... Vay kadersizim vay!... Vay karayazılım vay!... 1 lele duduuuuum—”
“Kurban olduğum Hatip bacım, hele dinle beni. Yanlış anlama. Seni Allah gönderik
gliıiiıne. Ben de, hilalim yok, nasıl çığıracam diye düvünUr dururdum IAllahım, günahsız kulunu yazıda yabanda yalnız kor muymuş ki?...
^jjia seslenmiş de, kalkmış gelmişsin. Yani, sen mi kalktın geldin göndermiş. Yaaa.... Amma gene de elin dert görmesin .senin emi Hatip ■ k ' İlah.    dennan aratmasın sana, emi?... Allah, onbirı yıl yaş
/ ^pa da yaşayasın inşallah. Gördün mü ulan Kadir sıpası, Osmanlı avradı . yjşiebu benim dünya ahret kardaşım bu Hatip bacıdır, liyi bak ulan Hatip avrat, Cebrail Aleyhisellâm olup da, yetişiverdi ananın imdadına, '/ ^'îll^cle elini bir dokuındursun, gayri ne sancı ne bir şey ananda. Kolaycacık ■''''^pieini- kendi bileni farkına varmaz kunnadı mı, yoksa çatladı mı? Yaaa!.. /'^ız^neli bir. Hatip bacımızmki iki.
^^jPrat, huğun önüne telâşla çıkıverdi birden. Bir yandan ellerini basma entari-^lefine siliyordu, bir yandan da ciyak ciyak bağırıyordu.
anam, vaaaay!.. Boyunuz devrilsin topunuzun inşallah!... Mundar mundar .,i,gde. leşiniz itlere köpeklere kalsın inşallah!... Allah korkusu yok mu bre \)iiikavrat, ölük...Ruhunu teslim etti edecek bre... Varıp da yanına, bir yardım ıtınu?BreÇamasan domuzu, bre koca dümbük, taş mı bağladı yüreğin ulan? îdamaz? Huııu bacım! Huuuu, Kız Meryeeem!... Dürdane kınız!.. Yetişin , ööziikörolasıca Dürdaneee, kız kop da çığır şu Meryem dezzenü... Yok anam psovkalardan hayır yok bu avrada. Erkek olmuşlar da, bir bok olmuşlar başıma Lfsennerde bre? Ulan Kadir iti, sana derim!.. Leğen nerde? Hele var da, leğeni, falan bul, bir su kaynatak. Vay gelinim benim, vay! Ser sefil oluksun bre bu ,,6iilerinelinde. Ah benim anam, ah! Kız Mesture gelin, bu bokları doğuracağına, - İKursaydınya... Anam derdi de, şimdi yumuşuna koşardı, fır dönerdi çevrende, •ivuğu mu anam, düşman başına. Vay benim tazem, vay!..Vay karay azılım!.. Tez ^{(«eksıpası, sana derim, gaz ocağınlan leğeni bana buluver, hadi... Ne sustun (»arsoyka? Başlarına bir de büyük olacaksın ha? Oğlun da babam evde deyip 5!;,aklına turp sıkayım onun da emi? N’olacak, böyle babadan böyle oğul işte. iHjıeeeeel.Nerde kaldı Meryem dezzen kuz?.. Hele hele... şu piçlere bak, belle aSajanıngodoşlan, keyf çatarlar ırmağın yanında.”bolu satılık daire sundu yarın devam edecegiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder