12 Temmuz 2015 Pazar
bolu satılık daire ve insan ideolojilerim10
bolu satılık daire ve insan ideolojilerim10 evet arkadaslar sizlere en güzel yazılrı yazan bolu satılık daire fiyatları çok çlısatı ve sizin icin bolu satılık daire dediki jjydııılanmaya başlardı yavaş yavaş, arkasından türkçe ezan okunur, yorganlar '"'''^irdi. Analar abdest aldırtırlardı. Babalarla bayram namazına gidilirdi. Hoca vaizi kızılırdı, hiç bilmeyecekmiş gibi gelirdi sözleri. Ama vaiz de, namaz da her şey '*'^'bit«rd'- evlere dönülürdü. Etli pirinç pilavları mideye indirildikten sonra^oşulur, ev ev dolaşılıp, el öpülürdii. Eli öpülenler para verdi mi sevinçten uçar-/ivucunuza sıkıştırılan para azmış, çokmuş önemi yoklu. Önemli olan toplamın kuruşu bulnıasıydı. Kuruşlar ikide bir sayılırdı. Bütün bunlar niçindi, ammsamı-^ısunuz? Nasıl anımsamazsınız? Çocukluğumuzun bayram günleri düşünülür de, İliç akla gelmez mi?
£vinin, daha doğrusu kümesinin önünde asıl sürü sürü dolaşırdınız öyle! İçeriye jıneyecan atardınız. Ama bayram günleri başka günlere benzemezdi, on beşi tamam-ijvan Haıev’in kapısına koştuğundan tam bir bayram yeri olurdu kapının önü, arı yovanına dönerdi. İçeriye girmek başlı başına bir sorundu. Büyükler küçükleri kovalar, ^(iilardurmadan dalaşırlardı. Haney de kavgayı hiç sevmezdi, kızardı size, iyice tepesi jlıncada, "Yeter artık, yoruldum, yarın gelin,” diye bağırırdı. Yalvarmaya başlardınız, (.apışından ayrılamazdınız. Bir gün bir ömür gibi görünürdü gözünüze. En sonunda etmenin bir yolunu bulurdunuz. Yalvarmaya başladınız mı yumuşayıverirdi. Paraya düşkün olduğundan değil, yuflea yürekliliğinden, sizleri çok sevdiğinden. Bilirsiniz, çocuklardan başkasını almazdı, yeri göğü bir araya da getirseler, büyükler gire-Kzlerdi o karanlık odaya.
Dıışlerinizi bu karanlık oda renklendirdi yıllarca. En çok merak ettiğinizi, en çok biediğinizi bu karanlık odada gördünüz.
Haney yumuşacık bir sesle konuşurdu, hep tatlı sözler söylerdi. İçeriye girdiniz mi liriuhaf olurdunuz gene de, başka biri olurdunuz, korkunç başınız dönerdi. Haney sizi lilailatmak için elinden geleni yapar gibi görünürdü ya aynı korkunç baş dönmesiyle (tardınız yalağından. Sonra, gün ışığına çıkınca, yeniden doğmuş gibi olurdunuz. Hiç ıştayok, Haney’in istediği de buydu, kafaları, yapışkan düşüncelerle dolmuş mahal-^(ocuklarına gözlerinde öylesine büyüttüklerinin hiç de umdukları gibi olmadığını .«termeyi amaç bilmişti. Karanlık odada bulantıya, karanlık odadan çıkılınca kavuşu-
İmi cscnlip.f kııi'îiıt, llııııcy’c yeımlon niJcnlcr çoklu ama düşlediklerinin önç ııııliiyııııİMi' dıı yok ılopilıli,
Sarhoş olacak adam değildi o, dudağına içki değmiş adam değildi. O deftersarfıoj etti onu, o defler döndürdü başını. Eğilip alır almaz, “Bak, ne göstereceğim saa'' dcrcesinc açılıverdi avcımda, gözlerinin önüne bir küçücük görünüm serdi, renldi kalemlerle çizilmiş, beylik mi beylik bir görünüm. Açık mavi bir gökyüzüne doğru m» dağlar yükseliyordu. Mor dağların eteğinde, çatısı kırmızı kiremitli bir ev vardı.dinarlarına sarmaşıklar tırmanmıştı, bacasından döne döne bir mavi duman yükseliyordiL Çevresine yeşil ağaçlar serpilmişti. Yeşil ağaçların arasında bir incecik yol kıvnlıyordu İncecik yolun biraz ötesinden bir dere geçiyordu. Derede yeşil başlı ördekler yüzüyordii Mor dağların ardında güneş ya doğuyor, ya batıyordu. Güneşe doğru aklı karalı birlıı^ uçmaklaydı. Yüreğine bacasından döne döne dumanlar yükselen sarmaşıklı evinsıci lığı mı doldu, nedir, duruverdi okluğu yerde, resimden gözlerini ayıramadı. Ilıkılıkliir şeyler köpürüyordu içinde. Bakmaya doyamıyordu bir türlü, mor dağlarda açan yata çiçeklerinin kokusunu duyar gibi oluyor, lıer şeyi unutuyordu. Baktıkça başı dönüye: resimle bir oluyordu. İlk sarhoşluk o zaman başladı. Birden çığlık çığlığa bir oıonıo!)il durdu önünde. Yerinden sıçradı.
birbirine girdi, okuyamaz oldu. “Zavallı çocuk, zavallı çocuk”, diye söylendi.
^eaıbelmiş. ama iyi çocukmuş”. Gözlerini ovuşturdu, çevresine baktı. İnsanlar, arabalar .jçjyordu. ama hepsi de bir sisin ardında, bir başka dünyada gibiydi. Yeni bir sarhoş-iıitladönüyordu başı, içinde ad verilmez duygular köpürüyordu. Resmi bulmuştu, gene jvieiçergihi bakıyordu, ama şimdi gördükleri başka şeylerdi; kara önlüklü çocuklar yoşuyordıı şimdi önünde, değişmez bir noktanın çevresinde dönüp duruyorlardı.
Birden kafasında bir şimşek çaktı. Titreyen ellerle ceplerini karıştırmaya başladı. En ionıuıda bir küçücük kalem çıkardı birinden. Uzun uzun baktı. Sonra çevresine bir göz jezdirdi. Kaldırımın sonunda basamaklar vardı. İlk basamağa çöktü. Küreğini, süpürge-jiniyanına uzattı. Kalemin ucunu ağzına götürüp tükrükledi. Resmin yanındaki sayfaya iûlûngücüyle bir çizgi çekti. Kâğıt yırtıldı. Koparıp attı. Kalemini yeniden tükrükledi. BÖIİyanını sarmaşıklar sarmış bir küçük ev çizdi. Bacasından bir ince duman yükseltti. Cöğedoğru bir kuş uçurdu. Beğenmedi, “Olmadı”, diye söylendi. Kollan yanma düştü. Başını kaldırdı. İrkiliverdi birden; karşıki caminin minaresine bulutlar takılmıştı. Öyle toşıuki! Gözleri yavaş yavaş aşağıya doğru indi. Şimdi bütünüyle görebiliyordu camiyi, Deftere bakarken duyduğu o garipsi duygu köpürüyordu gene içinde. Bu kez daha lagiiçlüydü. Önünde camiden başka her şey dönüyor, döndükçe belirsizleşiyor, silinip siliyordu. Yüreği duruverecekti nerdeyse. Artık sarhoşluk sözcüğü anlatamazdı bu dürümu, bu sarhoşluk başka sarhoşluktu. “Ne güzel!” dedi içinden "Resim gibi!" Ağzı şaşkınlıkla açılmıştı. Burada bir cami olduğunu bilirdi, ama böylesine güzel olduğunu Hmezdi,gözü yerdeki çöplerde olduğundan, çoğunlukla pek bakmazdı çevresine. Ama tagiin bir başkalık vardı onda, kırmızı kaplı defter içini altüst etmişti. Şimdi büsbütün iişkalaşıyordu.
Bir camiye, bir deHere. bir kaleme beiklı. sonra, coşkuyla, ellerini car uzattı: koca bir yapı değil de kucaklanıp okşanacak, öpülecek bir şeydi s derin soluk aldı. "Yapacağım senin resmini, cami!” dedi bir çocuk sevin*""^' &t, nasıl olacak, göreceksin!” Kalemini gene tükrUkledi, camiye dikkatle baki)''
cız ediverdi: cami öylesine güzeldi ki! Caminin resmini cami kadar güzel kendi kendine. "Onu da bir insan y'apmamış mı? O da bir insan elinden çıkn, Alnında boncuk boncuk terler vardı, sildi. “Ama o eller başka ellermiş", “öpülecek ellermiş”. Kendi ellerine baktı. Parmaklan incecikti, damarları kabarmıştı; avuçlarının içi nasır tutmuştu, yarık yarıktı. Omuz silkti. onunkiler, öpülecek ellerdi, ama ağzı gözü boş değildi herhalde! Hadi bistni||i,|,ı'^'*''li Kalemini yeniden tükrüklcdi. Başladı başlayacaktı ki bir el dokundu omzuna
Başını kaldırınca, neye uğradığını bilemedi. Çöpçübaşıydı omzuna dokunan kendiliğinden cebine gitti, kalemi, defteri sakladı. Ama öyle korkulacak bir şey çöpçübaşı dost dost gülümsüyordu, kötülük gelmezdi böylelerinden.
“Ne haber?" dedi çöpçübaşı.
“Sağlığın, çavuş.”
“Yoruldun mu?”
“Yorulmadım. Ne var yorulacak?”
“Laf mı seninki de?” diye güldü çöpçübaşı. “Yorulmak ayıp mı bre? Yorulmasj,, oturur muydun?”
Yanına çöktü, omzunu okşadı.
“Yorulmak ayıp değil", dedi. “Herkes yorulur bu dünyada, insan olan herkes Büyük adamlar bile, İsmet Paşa bile.”
Dinlemiyordu, dinleyemiyordu, “Haklısın” der gibilerden başını sallıyorduyalm;. ca. Gözleri hep camideydi. Resme nerden başlayacağını düşünüyordu. Çöpçübaşı bit yumruk indirdi sırtına..
“Şuna bak, hemşerim!” dedi. “Bak da karı görsün gözün! Benim böyle bir avradın olsun, başka bir şey istemem. İşimi bile aismlar elimden isterlerse. Böyle bir karının koynunda acıkılmaz ki.”
Başını çevirip bakmadı bile. Çöpçübaşı ağzını şapırdata şapırdata sürdürdü konuş, masını:
“Atacaksın yatağın üstüne, sen de yanma uzanacaksın, burnunu memenin dibin: gömeceksin, koklayacaksın. Fazlasında gözüm yok benim. Yok ya bunu da az sanma' Hani kupkuru bir yazıda tek başına yürür durursun, bacakların tutmaz olur, güneşlepen-dedir, bolu sahibinden satılık daire arsa imanını gevretir. Dudakların kuru, çatlar. Bir yudum su bulamazsın. Sonrabir pınar çıkıverir önüne. Verirsin ağzım oluğa, lık, lık, lık... Tıpkı öyle işte, Öyle susadım ki, hemşerim! Güzel karıydı kaltak.”
O, sayıklar gibi, “Cami güzel”, diye mırıldandı.
“Çüş!” diye atıldı çöpçübaşı. “Laf mı seninki de? Kadın başka, cami başka.Müslümanlığın bu kadarı da...”
Süpd'&^y^’nefretle baktı. Yerdeki çöplere nefretle baktı. Süpürgeyi,1 salladı^y^ başladı. Ama aklı fikri camideydi. Başını kaldırıp uz.ıın uzun bakı-ıc''’''^^*tdc bi'- Camiden ıızaklaşamıyordu. Daha öteye gitmiyordu bir türlü ayakları. ' pj ı dayanamadı: küreği de, süpürgeyi de fırlatıp attı. Sırtı kambur, suratı buruş adam yaklaştı yanına, “Yoruldun galiba, evlat, haklısın, kolay değil”, dedi. l)ii^ .[-iTiedi. Hem ne diyebilirdi ki? Eğildi süpürgeyle küreği aldı. Sonra gene camiye galerini, çok güzel bir kadına bakar gibi, istekle, özlemle, tutkuyla baktı, başı (^'''^^'eIİ kendiliğinden cebine gitti, kalemi tutup sıktı. Sonra bıraktı. Eliyle havada bir ı|S'’‘*^’çİj,ji Sonra duvarları indirdi. Pencereleri yerleştirdi. Minareye bir bulut doladı, denizi dalgalandırdı. Martıları uçurdu. “Yapacağım senin resmini, cami!” dedi Mj^'i^in
gjsainağa çökeceği sırada çöpçübaşı gözlerinin önüne geldi. İrkildi. Yeniden doğ-,^ıi "Hükümet adamına güven olmaz”, diye mırıldandı, “sağı solu belli olmaz herif-• İçini çekti. Dokunsan ağlayacaktı. Öylesine derin bir keder çökmüştü içine. Gene
davrandı. bolu sahibinden satılık daire arsa Gözleri yerdeydi. Camiye bakmak istemiyordu artık, korkuyordu.
-ister baksın, ister bakmasın, cami hep beyninin içindeydi. En sonunda dayanama-
IIP oturduğu yere gidip basamağa çöktü. Çöpçübaşı nerdeyse dönerdi, ama bugün
oüniindeydi. belki de kızmazdı yaptığına. Defterini, kalemini çıkardı. Bir bulunmaz jos'a, bir candan sevgiliye bakar gibi baktı camiye. “Yapacağım cami”, dedi gene, ^jp^cağım!" Bu kez gözlerinin içi gülüyordu: resmini yapıp cebine koyduğu zaman j^iyi cebine koyacaktı sanki, cami kendisinin olacaktı. Tertemiz bir sayfa buldu. “Bis-jıillalı" dedi. Kalemi ağzına götürürken, önüne bir gölge düştü. Önce aldırmadı, ama j^ını kaldırıp da camiyi göremeyince kan beynine sıçradı. Önüne bir çocuk dikilmiş, jljyiı alaylı sırıtıyordu.
•'Çekil önümden, hemşerim, göremiyorum!” dedi.
Çocuk aldırmadı, güldü yalnızca.
"Çekil oğlum! Çekil dedik sana!” diye haykırdı.
Oğlan gene kımıldamayınca, süpürgeyi kapmasıyla yerinden fırlaması bir oldu. Çocuk ancak o zaman yağladı tabanları.
Yeniden oturduğu zaman burnundan soluyordu, gene de yaşamının en güzel dakiğin yaşamaktaydı: öfkeyi de, kuşkuyu da kovmuştu çocukla birlikte: yapacaktı bu [imininresmini. Yapıyordu da, ilk çizgi tam istediği gibiydi işte. Ne var ki ikinci çizgiyi (etmek üzere camiye bakarken çöpçübaşını gördü: karşı kaldırımdan kendisine doğru •elmekleydi. Kolları kaskatı kesildi. Gene de çekti çizgisini. Beğendi.
"Neoldu gene? dedi çöpçübaşı. “Gene çökmüşün bakıyorum. Dedim ya, bir hal var Wnsende. Bir şeycik yapmadın. Devlet baba beleş ekmek yedirmez adama. Elinde lifdefter, bir kalem! Yol mühendisi misin, bre feleksiz!”bolu satılık daire sizlere icin sunduk.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder