15 Temmuz 2015 Çarşamba

bolu sahibinden satılık daire arsa ve mahşer bilgileri88

 bolu sahibinden satılık daire arsa


bolu sahibinden satılık daire arsa ve mahşer bilgileri88 sizlere en güzel yazıularını yazan bolu sahibinden satılık daire arsa sizler icin diyorki “Staunton I925’ten sonra gerçekleşen elliden fazla uçak kj,^ ' ve 1900'den sonra gerçekleşen iki yüzden fazla iren kazasının i toplamış. Hepsini bilgisayara yüklemiş. Temel olarak üç faktör(j j lendirmeye çalışıyormuş: kaza yapan araçlarda bulunanlar, Ölenjg^’' i aracın kapasitesi.”
“Anlamak için bilgisayara girdiği ikinci veri serisini bilmek Bu kez kaza yapmayan eşit sayıda uçak ve tren bilgisi girmiş.”Mark başını salladı. “Bir kontrol grubu ve bir deney grubu. Yeie sağlam görünüyor.”“Ulaştığı sonuç basit, ancak ima ettikleri sarsıcıymış. Altta yatanjj j tatistiksel gerçeğe ulaşabilmek için o kadar çok uğraşmak zorundaki = ması ne ayıp.”
“Ne gerçeği?” diye sordum.
“Dolu uçaklar ve trenler nadiren kaza yapar,” dedi Glen. “Saçmalığın DANİSKASI!” Harold neredeyse çığlık çığlığaydı.
“Pek sayılmaz,” dedi Glen sakince. “Bu Slaunton’ın leorisiydi ve bilgisayar onu destekledi. Kaza yapan taşıtlardaki yolcu doluluk oranı %61’miş. Kaza yapmayanlarda ise bu oran %76. %15’lik bir fark, önemlidir. Staunton’a göre fark %3 olsaydı üzerinde düşünmeye değmezdi. Teksas büyüklüğünde bir anomali. Staunton’ın ulaştığı sonuca göre insanlar hangi araçların kaza yapacağını biliyordu... yani bilinçsizce gele-ceği görüyorlardı.
“Sally Teyze Chicago’dan San Diego’ya giden 61 uçuş numaralı uçal i kalkmadan midesinden rahatsızlanır. Uçak Nevada Çölü’ne düştüğünde herkes şöyle der: ‘Ah Sally Teyze, o mide ağrısı Tanrı'nın bir lütfuydu.' Ama James Staunton’dan önce hiç kimse midesi... veya başı ağrıyan... ya da beden beyne bir şeylerin ters gideceği mesajını vermeye çalıştığında bacaklarda beliren o garip hissi duyan otuz kişi olduğunu fark etmemişti."
“Buna inanmam mümkün değil,” dedi Harold başını hafif bir kederle iki yana sallayarak.
“Eh,” dedi Glen. “Staunton’ın makalesini ilk okuyuşumdan bir hafta sonra bir Majestic Havayolları jeti Logan Havaalanı’na çakıldı. Ortalıl; birazcık durulduktan sonra Logan’daki Majestic bürosunu aradım.
rhester Sendika-Lideri'nden bir muhabir olduğumu söyledim... iyi miaÇ söylenmiş beyaz bir yalan. Onlara uçak kazalarıyla ilgili *" ı^jıber hazırladığımı ve kaza yapan uçuşa, kaç yolcunun gelmediğini ! şaşırmıştı, havayolu personelinin de bu konuyu konuş-
; olduğunu söyledi. Rakam, on altıydı. On altı kişi gelmemişti. Den-; ^,jf’dan Boston’a olan uçuşlarda gelmeyen yolcu sayısının ortalama kaç sordum, üç dedi.”
"Üç,” diye tekrarladı Perion şaşkınca.
! “Evet, Adanı devam etti. On beş kişinin de iptal ettiğini, bunun orta-■ ijniasının ise sekiz olduğunu söyledi. Yani kazadan sonraki manşetler LO-g^N'DAKİ UÇAK KAZASINDA 94 KİŞİ ÖLDÜ yerine 31 KİŞİ LOCAN FE-: g4KETİNDEN KURTULDU da olabilirmiş.”
i Eh... medyumluk üzerine daha epey uzun bir süre konuşuldu, ama I ı^onu bizim rüyalarımızdan ve kaynağının gökyüzündeki büyük güç olup i (iimadığından oldukça uzaklaştı. Daha sonra (Harold daha önce tiksintiyle I onamdan uzaklaşmıştı) Stu, Glen’e sordu. “Hepimizde medyumluk varsa i sevdiğimiz birinin öldüğünü ya da bir hortumun evimizi söküp parçaladı-I jını nasıl hissetmiyoruz?”
j "Tıpkı, bu dediğin örneklere benzeyen vakalar var,” dedi Glen. “Ama i tii kadar yaygın... veya bilgisayar yardımıyla ispatlanmalarının kolay ol-i nıadığını kabul ediyorum. İlginç bir nokta. Bir teorim var...” i (Ne zaman yok ki, değil mi, günlük?)
j “...ve evrimle ilgili. Biliyorsunuz, bir zamanlar insanların kuyruğu ' varaıış, bütün bedenleri kürkle kaplıymış ve duyuları şimdi olduğundan I çok daha keskinmiş. Şimdi bunlar neden yok? Çabuk Stu! Sınıfın en çalışkanı olmak için sana bir fırsat!”
“Herhalde insanlar araba kullanırken artık neden güneş gözlüğü takmıyorsa ondan. Bazen bir şeyleri aşar, geride bırakırsın. Artık ihtiyaç duy-‘ madiğin bir noktaya gelmişsindir.”
“Kesinlikle. Pratikte işe yaramıyorsa bu hislerin ne anlamı var? Ofisin-ılcmasada otururken, aniden karının marketten dönerken bir trafik kazasın-daöldiiğünü hissetmenin sana ne faydası var? Nasılsa biri
Bu rüyalarda asıl ilgimi çeken,” diye devam etti. “Gelecekte]^ mücadeleye işaret ediyor gibi oluşları. Bir öncünün... ve hasnıının ben' lirsiz görüntüsü gönderiliyor sanki. Rakip de denebilir. Eğeröyleysç ^ müzde yolcu listesinde isimlerimizin bulunduğu bir uçuş var... ‘
ağrıları çekiyoruz demektir. Belki bize geleceğimizi kendi ellerimi^ig ^ killendirme fırsatı sunuluyor. Dördüncü boyutsal bir tür irade: olaylar' çekleşmeden seçme şansı.”
“Ama rüyaların anlamını bilmiyoruz,” dedim.
“Bilmiyoruz, haklısın. Ama bilebiliriz. Birazcık medyumluk kabijj * yeti bize ilahilik sıfatı verir mi bilmem; görme yeteneğini Tanrı’nın var|,. ğma dair bir işaret olarak görmeden kabul eden pek çok insan varvebe^ de onlardan biriyim; ama bizi ürkütmelerine rağmen bu rüyaların yapif, bir kuvvet olduğuna inanıyorum. Sonuç olarak, Veronal konusunda artı); farklı düşüncelerim var. Hapları içmek, karın ağrısını kesmek için Pepto. Bismol içmeye ve ardından uçağa binmeye benziyor.”
Hatırlanacak Şeyler: Gerilemeler, kıtlıklar, bir galon benzinle otoyolda doksan kilometre ilerleyebilen Ford Grovvler prototipi. Mucize bir araba. Hepsi bu; bırakıyorum. Yazdıklarımı kısa tutmazsam bu giinliib Yalnız Kovboy gelmeden (lütfen Silver adında bir atın üstünde olmasııı) Rüzgâr Gibi Geçti kadar uzun olacak. Ah evet, hatırlanacak bir şey dak Edgar Cayce. Onu unutamam. Rivayete göre rüyasında
Sadece iki not, ikisi de rüyalarla ilgili (bkz. iki sayfa önceki yazı). Birincisi, Glen Bateman son iki gündür son derece solgun ve sessiz. Bu gece fazladan bir doz Veranol aldığını gördüm. Tahminimce iki gece ilacı almadı ve sonuç olarak ÇOK kötü rüyalar gördü. Bu beni endişelendiriyor. Keşke ona bu konuyu bir şekilde açabilsem ama nasıl yapacağımı bilmiyorum, İkincisi, kendi rüyalarım. Evvelki gece rüya görmedim (tartışmamızdan sonraki gece) bebekler gibi uyumuşum, hiçbir şey hatırlamıyorum, Diiıı gece ilk kez yaşlı kadını gördüm. Şimdiye kadar söylenenlere ekleyebileceğim fazla bir şey yok. İYİLİK ve ŞEFKAT dolu bir hava yayması dışındı Stu’nun Harold’ın tüm iğnelemelerine rağmen neden Nebraska’ya gitmekte
^ettiğini anladım sanırım. Bu sabah uyandığımda tazelenmiş gibiydim '^içimde o yaşlı kadına, Abagail Ana’ya ulaşabilirsek her şeyin yoluna gi-^cegin® dair bir his vardı. Umarım gerçeklen oradadır. (Bu arada kasaba-isminin Hemingford Home olduğundan neredeyse eminim.)
Her şey çok hızlı gelişti. 30 Temmuz günü, saat on civarlarıydı ve yola çıkalı sadece bir saat olmuştu. Hızlı ilerleyemiyorlardı, çünkü yol-! 1ar, önceki gece yağan sağanak yağmur yüzünden kaygandı. Slu’nun önce ■ Frannie’yi, ardından Harold ve Glen’i uyandırıp Perion’un intiharım haber «rdiği bir önceki sabahtan beri, aralarında pek fazla konuşmamışlardı.
Tıpkı bir fırtına gibi hiç sorumluluğu olmayan bir durum için kendini suç-, luyor, diye düşündü Fran mutsuzca.
! Bunu ona da söylemek isterdi; kısmen kendine acıdığı için ona kız-dışından, kısmen de sevdiğinden. İkincisi, artık kendisinden saklayama-i dığı bir gerçekti. Perion’un ölümünün onun kabahati olmadığına onu ikna edebileceğini düşünüyordu... ama onu ikna etmek demek, kendi hislerini belli etmesi demekti. Duygularını açığa, onun görebileceği şekilde çıkarmayı düşündü. Ne yazık ki o zaman Harold da görecekti. Bu yüzden bu seçenek ortadan kalkıyordu... ama sadece o an için. Harold olsun olmasın yakında duygularını açığa vuracaktı. Onu sadece belli bir yere kadar koruyabilirdi. Er geç öğrenecekti... kabullenip kabullenmemek bolu sahibinden satılık daire arsa onun sorunuydu. Harold’ın tepkisinin İkincisi olacağından korkuyordu. Bunun sonu felaket olabilirdi. Ne de olsa yanlarında bol miktarda silah taşıyorlardı.
Bir virajı dönüp büyük bir karavanın yolun ortasına devrilerek geçişi engellediğini gördüğü sırada bunları düşünüyordu. Pembe, yamulmuş cephe-sihâlâ önceki gece yağan yağmurun ıslaklığıyla parlıyordu. Bu yeterince şa-j’irtıcıydı, ama dahası vardı... üç aile tipi araba ve bir araç çekici, yol kenarına park etmiş halde duruyordu. Yanlarında en azından bir düzine insan vardı.
koyu renk güneş gözlükleri takmıştı. Fran bir an zihninde ^^ttıanyo^* I ğu yaparak Maine otoyol girişine, eyalet polisinin onu aşın hızdan| duğu ana döndü. j
Şimdi ehliyetlerimizi göstermemizi isteyecek, dedi içinden. Ama ‘ hız sınırını aşanlara ceza kesen yalnız bir eyalet polisi değildi. Dörter^ i vardı. Diğer üçü, güneş gözlüklü adamın biraz gerisinde duruyordu, j kalanlar kadındı. En az sekiz kadın var gibiydi. Arabaların yanında, so| gun ve korkmuş yüzlerle küçük gruplar halinde bekliyorlardı.
Kirli sakallı adamın bir tabancası vardı. Diğer adamların elinde jjj tüfek vardı. İkisinin üstünde orduya ait birkaç malzeme vardı.
“İnin dedim!” dedi kirli sakallı adam ve arkasındakilerden biritüfe : ğinin namlusunu doğrultarak bir mermi sürdü. Keskin, buyurgan ses,sis. ! li sabah havasında yankılandı.
Glen ve Harold şaşkın ve endişeli görünüyordu. Sadece bu kadar Açt^ hedefler, diye düşündü Fran içinde yükselen panik hissiyle. Durumu kendisi de henüz tam anlamıyla kavrayabilmiş değildi, ama denk-Jemde bir terslik olduğunun farkındaydı. Dört erkek sekiz kadın, dedi beyni ve ardından panik dolu, daha tiz bir sesle tekrarladı; Dört erkek! Sekiz kadın!
“Harold,” dedi Stu alçak sesle. Gözlerinde bir ışıltı belirmişti. Far-kındalık. “Harold yapma...” Ve her şey olup bitti.
Stu’nun tüfeği sırtında asılıydı. Omzunun tek hareketiyle askısını düşürdü, tüfek bir süre sonra elindeydi.
“Yapmayın!” diye haykırdı kirli sakallı adam öfkeyle. “GarveylViı-ge! Ronnie! Haklayın! Kadına dokunmayın!”
Harold önce kılıfları içine tutturulmuş olduklarını unutarak kalçasındaki tabancaları kavramaya yeltendi.
bolu sahibinden satılık daire arsa suındu. Glen Bateman hâlâ şaşkın bir halde Harold’ın arkasında oturuyordu. “Harold!” diye bağırdı Stu tekrar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder