15 Temmuz 2015 Çarşamba

bolu sahibinden satılık daire arsa ve mahşer bilgileri23

 bolu sahibinden satılık daire arsa


bolu sahibinden satılık daire arsa ve mahşer bilgileri23 sizler icin bugün yazılarını yazan bolu sahibinden satılık daire arsa mahşer bilgileri icin bolu sahibinden satılık daire arsa dediki “İçimizde, bir şeyleri parçalara ayırmaktan anlayan kişi o,”dediPe. rion. “Bay Bateman ile ona yapacakları şey Mark’ı öldürecek, bundan ne. redeyse eminim, ama birileri onu iyileştirmeye çalışırken ölmesi, böyle, sanki bir sokak köpeğiymiş gibi, hiçbir şey yapmayıp sadece izleyerek beklerken ölmesinden daha iyi.”Bunun üzerine ne Fran ne Harold bir şey söyleyebildi. Sadece kadının yanında oturup Mark’m solgun yüzüne baktılar. Bir süre sonra Harold terli elini yine Fran’in omzuna koydu. Frannie’nin içinde çığlık atma isteği uyandı.Stu ve Glen dörde çeyrek kala geldi. Motosikletin arkasına bir dok- ^ torun muayene çantası ve birkaç kalın kitap bağlanmıştı.
“Deneyeceğiz,” dedi Stu sadece.Perion başını kaldırdı. Yüzü solgun ve bitkin, sesi sakindi. “Yapar mısın? Lütfen. İkimiz de denemeni istiyoruz.”
“Stu?” dedi Perion.Saat dördü on geçiyordu. Stu ağacın altına serilmiş olan muşambanın yanında diz çökmüştü. Yüzünden oluk oluk ter boşanıyordu. Parlak gözlerinde çılgınca bir bakış vardı. Frannie bir kitabı Stu’nun önünde açık tutuyor, o ne zaman bakıp başını sallasa iki sayfa arasında geçiş yapıyordu. Suratı korkutucu bir solgunlukta olan Glen Bateman elinde bir makara beyaz iplikle Stu’nun hemen yanında bekliyordu. Aralarında, paslanmaz çelikten aletlerin dizili olduğu bir kutu açık halde duruyordu. Kutuya kan sıçramıştı.
"Fran, bana diğer sayfayı göster! Çabuk! Çabuk!”
"Çıkarabilir inisin?” diye sordu Glen. “Tanrım, Doğu Teksas, ger-.^yen yapabileceğini düşünüyor musun?”
Harold gitmişti. Bir elini ağzına bastırarak partiden erken ayrılmıştı, beş dakikadır doğu yönünde küçük bir ağaç korusunun içinde, sırtı onlara dönük halde duruyordu. Geniş yüzünde ümit dolu bir ifadeyle onlara döndü.
"Bilmiyorum,” dedi Stu. “Ama yapabilirim. Bir ihtimal yapabilirim.”
Fran’in gösterdiği renkli resme baktı. Dirseklerine kadar kana bulan-jtış. kıpkırmızı eldivenler giymiş gibi görünüyordu.
“Stu?” dedi Perion.
"Yukarıda ve aşağıda diğerlerinden bağımsız,” diye fısıldadı Stu.
Gözleri pırıl pırıl parlıyordu. “Apandisit. Kendi içinde. Bu... almmı sil,
Frannie. Tanrım, domuz gibi terliyorum... teşekkürler... off, gereğinden fazla kesmek istemiyorum... şunlar kahrolası bağırsakları... ama mecbu-nım. Mecburum.”
“Stu?” dedi Perion.
”Bana makası ver Glen. Hayır, o değil. Küçüğü.”
"Stu.”
Nihayet kadına baktı.
"Gerek kalmadı.” Sesi sakin, yumuşaktı. “Öldü.”
Stu kısılmış gözleri yavaşça açılarak ona baktı.
Perion başını salladı. “Neredeyse iki dakika oluyor. Ama teşekkürler. Denediğin için sağ ol.”
Stu uzunca bir süre ona baktı. “Emin misin?” diye fısıldadı sonunda. Perion başını tekrar salladı. Gözyaşları yanaklarından usulca süzülüyordu.
Elindeki küçük neşteri bırakan Stu, onlara arkasını döndü ve yüzünü çaresizce ellerine gömdü. Glen çoktan kalkmış, arkasına bakmadan, omuzları çökmüş halde oradan uzaklaşmıştı.
“Buraya kadarmış,” dedi Stu. Kızı korkulan hissiz bir tonda -ı sesle aynı şeyi tekrarlayıp duruyordu. “Buraya kadarmış. Bitti. Hepsi muş. Buraya kadarmış.”
“Elinden geleni yaptın,” dedi Fran ve uçup gidecekmişçesine daha^^ sıkı sarıldı.
“Buraya kadarmış,” dedi Stu tekrar donuk bir kabullenmişlikle.
Frannie, onu kendine doğru iyice çekti. Son üç bolu sahibinden satılık daire arsa buçuk haftadırkafj sim meşgul eden düşüncelere, ona olan tehlikeli duygularına rağmentıiç()j^ şey yapmamış, belli edecek hiçbir harekette bulunmamıştı. Hislerini bei|j etmemek için neredeyse acı verecek kadar özen göstermişti. Harold’laolaa konu fazlasıyla hassastı. Aslında Stu’ya olan hislerini şimdi de gösteriyor sayılmazdı. Ona bir âşık gibi sarılıyor değildi. Bu, hayatta kalmayı başar-mış birinin, bir diğerine tutunmasıydı. Stu da bunu anlıyor gibiydi. Elleri yükselip omuzlarından sıkıca tuttu ve haki gömleğinde, onları mutsuzlul; ^ veren bir suçun ortaklarıymış gibi damgalayan, kanlı el izleri bıraktı. Bir I alakarga bir yerlerde keskin bir sesle öttü ve Perion ağlamaya başladı.
Hayatta kalanların sarılmasıyla âşıklarınki arasındaki farkı bilmeyen Harold Lauder, Frannie ve Stu’ya içinde aniden beliren bir şüphe ve korkuyla baktı. Bir süre sonra hiddetle çalılar arasına dalıp gözden kayboldu ve akşam yemeğinden çok sonra döndü.
Frannie ertesi sabah erkenden uyandı. Biri onu sarsıyordu. Gözümü açınca Glen veya Harold olduğunu göreceğim, diye düşündü mahmur biı şekilde. Tekrar yapacağız, doğrusunu yapana dek devam edeceğiz. Tarihten ders almayanlar...
Ama onu sarsan Stu’ydu. Gün neredeyse ağarmıştı; yüzünü göstermeye başlayan güneş, sabah sisi arasında ince bir katman pamuğa sarılmış altın gibi görünüyordu. Diğerleri gömülmüş, uyuyordu.
“Ne oldu?” diye sordu doğrularak. “Bir sorun mu var?”
“Yine rüya görüyordum,” dedi Stu. “Yaşlı kadını değil, diğeri-diğerini. Kara Adam’ı. Çok korktum. Bu yüzden...”
“Yeter,” dedi Stu’nun yüzündeki ifadeden korkan Frannie. “Neys^ onu söyle, lütfen.”
“Perion. Veronal. Glen’in çantasından almış.”
Frannie nslarcasma bir nefes aldı.
"Ah, Tanrım. Ölmüş Frannie. Ne hale geldik, baksana.”
Fran konuşmaya çalıştı ama başaramadı.
"Diğerlerini uyandırsam iyi olur sanırım,” dedi Stu dalgınca. Kısa kılcallarla kaplı yanağını ovuşturdu. Fran, ona sarıldığında yanağının ya-njŞında bıraktığı hissi hâlâ hatırlıyordu. Stu sersemce ona döndü. “Ne za-ı,,an bitecek?”
"Biteceğini sanmıyorum,” dedi Frannie yumuşak bir sesle.
Bakışları günün ilk ışıklarının aydınlığında kenetlendi.
FRAN GOLDSMITH’IN GÜNLÜĞÜNDEN
12 Temmuz 1990
Bu akşam GuilderlandTn hemen batısında kamp kurduk. Nihayet Bü-vûkOtoyol’a, 80/90 Karayolu’na çıktık. Dün öğleden sonra Mark ve Perlon (sence de güzel bir isim değil mi? bence öyle) ile karşılaşmamızın he-vecanı biraz dindi. Bize katılmayı kabul ettiler... hatta bizden önce davranıp onlar teklif etti.
Gerçi Harold’ın öyle bir teklifte bulunacağından pek emin değilim.
Nasıl biri olduğunu biliyorsun. Taşıdıkları silahlar da gözünü korkutmuştu laien (bence Glen de biraz korkmuştu). Arkalarında yarı otomatik tüfek bile vardı (iki adet). Ama en büyük sebep Harold’ın daima gösterinin yıldızı olmayı istemesi... varlığım mutlaka belli etmek ister, bilirsin.
HAROLD’IN PSİKOLOJİSİ ile pek çok sayfa doldurmuşumdur herhalde, Onu şimdiye kadar tanımadıysan hiç tamyamayacaksın demektir. O ukalaca tavrı ve küçümseyen sözlerinin gerisinde özgüveni eksik, küçük birçocuk var. Her şeyin değiştiğine tam anlamıyla inanamıyor. Bir parçası -kanımca oldukça büyük bir parça- lisede ona eziyet eden sınıf arkadaşlarının mezarlarından çıkıp gelerek onunla alay etmesini, Amy’nin bahsettiği gibi 31. Lauder diye seslenmesini bekliyor gibi. Bazen OgunquitTe bir araya gelmeseydik onun için (benim için de) daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Ben eski hayatının bir
iyi arkadaşıydım, falan filan. Harold’la olan tuhaf ilişkimin özeti şu:q görünse de, şu an bildiklerimi biliyor olsaydım, güzel arabalı çocukig^^''* ^ Svveetie’den alınan kıyafetlerden başka neredeyse hiçbir şeyden bahsetj' t yen, sadece kasabanın yerlilerinden birinin olabileceği gibi, gerçe^'^ Ogunquit züppesi olan (ölünün arkasından konuştuğum için Tanrı benj ! fetsin ama bu söylediğim doğru) Amy yerine arkadaş olarak Harold’ij^ | çerdim. Harold kendi çapında ilginç biri. Tüm zihinsel yeteneğini bira^^ i yip olmak için kullanmadığında öyle yani. Ama görüyorsun ya Haroij ' birinin kendisi için iyi düşünceleri olabileceğine ihtimal vermiyor. j sorunlarım bu pek cesur olmayan yeni dünyaya taşımaya kararlı. 0
sevdiği PaydayTer ve çikolatalarla birlikte sırt çantasına koyabilir. ! Of Harold Tanrım, bilmiyorum.
Hatırlanacak Şeyler: Gillette papağanı. “Lütfen Charmin’i sık% yın.” “Oh... BEEEE!” diyen, yürüyen sürahi. “Kadın bir jinekolog tarafın, dan yaratılan O. B. Tampon.” Converse All-Stars. Yaşayan Ölülerin Gece, si. Bırrr! Sonuncu hedefe çok yakındı. Bırakıyorum.
M Temmuz 1990
Bugün öğle yemeği sırasında uzun uzun rüyalardan bahsettik, bu yüzden mola muhtemelen gereğinden fazla uzun sürdü. Bu arada Batavia, New York’un hemen kuzeyindeyiz.
Dün, Harold çekingence (ona göre) “rüya döngüsünü” kırıp kirama-yacağımızı görmek için düşük dozlarda Veronal almamızı önerdi. Kimsenin şüphelenmemesi için bu fikre karşı çıkmadım, ama hapları içmemeye karar verdim. Yalnız Kovboy’a (umarım yalnızdır, ikizlerle başa çıkabileceğimi sanmıyorum) nasıl bir etkisi olacağını bilmediğimden riske girmek istemedim.
Veronal önerisi kabul görünce Mark, “Böyle şeyleri fazla düşünmeye gelmiyor,” dedi. “Bir de bakmışsınız yakında hepimiz kendimizi Musa veya Yusuf sanıyoruz ve Tann’yla telefon görüşmeleri yapıyoruz.”
“Kara Adam’ın cennetten aradığı söylenemez,” dedi Stu. “Bencetelefon çok daha aşağıda bir yerlerden geliyor.”
“Bir başka deyişle şeytan peşimizde,” diye atladı Frannie
“Bu da herhangi bir açıklama kadar iyi,” dedi Glen. bolu sahibinden satılık daire arsa Hepimiz ona ba-l;inca devam etti. Biraz savunmaya çekilmiş gibiydi. “Eh, teolojik açıdan I ı^jkılınca cennet ve cehennem arasındaki halat çekme yarışının galibini j^ljfleyen düğüme benzediğimiz söylenebilir, değil mi? Salgından kurtu-' ijn Cizvit varsa bahse girerim mutluluktan deliriyordur.”
Mark bunun üzerine kahkahalarla güldü. Ben pek anlamadım, ama jfssiz kaldım.
“Bence her şey çok saçma,” diye araya girdi Harold. “Yakında Edgar fayce ve ruhların geçişi konusuna gireceksiniz.”
Cayce’yi Case gibi telaffuz etmişti. Hatasını düzelttiğimde (Kansas Ciiy'nin baş harflerini söyler gibi) bana KORKUNÇ HAROLD SOMURT-jBSI ile baktı. Hatalarını düzelttiğinde sana minnet duyacak insanlardan olmadığı muhakkak, sevgili günlük!
' “Ne zaman belirgin bir doğaüstü olay gerçekleşse,” dedi Glen. “Du-! nınıauyan ve içsel mantığını koruyan tek açıklama teolojiktir. Bu yüzden I fizik ve din modern-zamanlar inanç-iyileştiricilerine gelene kadar tarih toyunca el ele ilerlemiştir.”
Harold söyleniyordu, ama Glen yine de devam etti.
“İçimden bir his, hepimizde biraz medyumluk olduğunu söylüyor...
' Böyle köklü bir parçamız ki normal şartlar altında nadiren fark ediyoruz.
Geniş çapta engelleyici bir yetenek olabilir, belki bu yüzden de fark edil-miyordur.”
"Neden?” diye sordum.
“Çünkü negatif bir etken Fran. İçinizde D. L. Staunton’m 1958 tarihli iren ve uçak kazaları çalışmasını okuyan var mı? Aslında ilk olarak bir sosyoloji dergisinde yayımlanmıştı, ama sansasyon gazeteleri ara sıra konuyu gündeme getirir.”
Başlarımızı iki yana salladık.
“Okusanız iyi olur,” dedi. “James Staunton, gizemli konular üstünde hobi olarak çalışan, yumuşak başlı bir klinik sosyologuydu. Birinci elden araştırmalar yapmak üzere diğer tarafa geçmeden önce birkaç makale yazdı.”
Harold burun kıvırdı, ama Stu ve Mark sırıtıyordu. Sanırım ben de.
“Bize trenleri ve uçakları anlat hadi,” dedi Perion.bolu sahibinden satılık daire arsa sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder