15 Temmuz 2015 Çarşamba

bolu sahibinden satılık daire arsa ve mahşer bilgileri00

 bolu sahibinden satılık daire arsa


bolu sahibinden satılık daire arsa ve mahşer bilgileri00 bugün yine sizlere en güzel yaızlarımızı yazan bolu sahibinden satılık daire arsa dediki Frannie tüfeğini indirmeye çalışırken bakışları bağıran kıza kaydı, jjndığı kadar genç değildi, en az yirmi beşinde gösteriyordu. Kül sarısı açları, yakın zamanda bir bahçe makasıyla budamış gibi kaba bir biçimde yüzünü çevreliyordu.
Kadınların hepsi hareket etmemişti; bazıları dehşetle neredeyse his-(izleşnıiş gibiydi. Ama sarışın kız ve üç kadın hareket ettiler.
Tüm bunlar yedi saniye içinde gelişti.
Kirli sakallı adam tabancasını Stu’ya doğrultmuştu.
Sarışın kadın, “Şimdi!” diye haykırdığında namlu, suyun varlığını liisseden çatal şeklinde bir dal parçası gibi hafifçe ona doğru dönmüştü. Tabanca patladı ve bir mukavvanın çelikle parçalanmasına benzer bir ses çıktı. Stu motosikletinden düştü ve Frannie, onun adını haykırdı.
Ardından Stu her iki dirseği üzerinde doğruldu (ikisi de yola sürttü-iiiiçin çizilmişti ve Honda, bir bacağının üstüne devrilmişti) ve ateş etmeye başladı. Sakallı adam gösterisi bittikten sonra, sahneyi terk eden bir levü dansçısı gibi geriledi. Ekose gömleği şişti ve dalgalandı. Otomatik labancası havaya fırladıktan sonra mukavvayı delen çeliğin çıkardığına benzer ses dört kez daha duyuldu ve ardından adam sırtüstü yola düştü.
Arkadaki üç adamdan ikisi, sarışın kadının bağırışı üzerine aniden seri dönmüştü. Biri, elindeki on iki kalibrelik eski model RemingtonTn iki tetiğini birden çekti. Tüfeğin kabzası hiçbir yere dayanmıyor, kalçasının bemen sağ yanında duruyordu. Küçük bir odada patlayan gök gürültüsü gibi bir ses oldu ve tüfek, parmaklarının derilerini yüzerek elinden kurtulup geriye uçtu. Bir takırtıyla yola düştü. Sarışın kadının haykırışına tepki göstermeyen kadınlardan birinin suratı aniden inanılmaz bir kan fırtınası içinde eriyip gitti ve Frannie yolda seller gibi akan kanının sesini duydu. Kadının artık takmakta olduğu kan maskesinden, zarar görmemiş tek bir göz bakıyordu. Bilinçsiz, donuk bir bakıştı. Sonra kadın yere kapaklandı. Arkasındaki arabanın yan tarafı saçmalarla delik deşik olmuştu. Camla-nndan biri süt rengi
Sarışın kadın, ona doğru dönen ikinci adamla boğuşmaya b^.
Adamın elindeki tüfek aralarında ateş aldı. Kızlardan biri, yeredüşe^ feği almak için seğirtti.
Kadınlara doğru dönmeyen üçüncü adam, Fran’e ateş etmeye ladı. Frannie elinde tüfeğiyle motosikletin üstünde oturuyor, gözlerini pıştırarak aptal aptal bakıyordu. İtalyan gibi görünen, teni zeytin rengi„j| bir adamdı. Fran bir kurşunun vızıldayarak sol şakağının dibinden geç^ ğini hissetti.
Harold nihayet tabancalarından birini çekebilmişti. Doğrultup zeyti„ tenli adama ateş etti. Aralarındaki mesafe on beş adım kadardı. Iskaladı Pembe karavanın üstünde, zeytin tenli adamın başının hemen sol arka ta. rafında bir kurşun deliği belirdi. Adam, Harold’a baktı ve, “Şimdi senige. berteceğim, geri zekâlı,” dedi.
“Yapma!” diye haykırdı Harold. Tabancasını bırakıp boş ellerini havaya kaldırdı.
Zeytin tenli adam, Harold’a üç el ateş etti. Üçü de karavanaydı. Üçüncü kurşun, zarar vermeye en yaklaşandı; Harold’ın Yamaha’sının egzoz borusundan sekti. Yamaha devrilerek Harold ve Glen’i birbirinden
Artık yirmi saniye geçmişti. Harold ve Stu yere yapışmış halde yatıyordu. Glen hâlâ nerede olduğundan veya olan bitenden bihaber görünerek yere bağdaş kurmuş oturuyordu. Frannie zeytin tenli adam, Harold veya Stu’yu vuramadan onu vurmak için umutsuzca çabalıyor, ama tüfeğibiı türlü ateş almıyordu. Tetiği bile çekemiyordu, çünkü emniyeti açmayı unutmuştu. Sarışın kadın hâlâ ikinci adamla boğuşuyordu. Yerdeki tüfeği almaya koşan kadın, şimdi tüfek için bir başka kadınla birbirine girmişti.
Zeytin tenli adam, İtalyanca olduğunu düşündüğü bir dilde küfrederek tekrar Harold’a nişan aldı. Stu ateş ederek onu tam alnından vurdu ve adam patates çuvalı gibi yola yığıldı.
Kadınlardan biri daha tüfeği kapmak için mücadele etmeye başlad Tüfeği düşüren adam, kadını kenara itmeye çalışıyordu. Kadın, adamı apışarasını kavrayarak sıktı. Fran, kadının kol kaslarının belirginleştiği! gördü. Adam bir çığlık attı. Artık tüfeğe olan ilgisini kaybetmişti. Bacı arasını tuttu ve sendeleyerek uzaklaşıp iki büklüm oldu.
Stephen King
Harold şimdi tabancasını, izlediği filmlerdeki polisler gi^j
eliyle birden tutuyordu. Tetiği çekince kurşun ikinci adamın dirseği^ çaladı. Adam elindeki tüfeği düşürdü ve bağırarak hoplayıp zıpij, başladı. Frannie bu sahneyi Tavşan Roger'm “L-L-LUütfeen!” decliğî''.'
Frannie nihayet tüfeğinin emniyetini hatırladı. Stu’nun tekrar ateşçj tiği sırada o da başparmağıyla emniyeti açtı. İkinci adam bu kez karnı„| > tutarak yere yığıldı. Hâlâ çığlık bolu sahibinden satılık daire arsa atıyordu.
“Tanrım, Tanrım,” dedi Glen sessizce. Yüzünü ellerine gömereka| lamaya başladı.
Harold tabancasını tekrar ateşledi. İkinci adamın bedeni sarsıldı Çığlık atmayı kesti.
Kent Eyalet Üniversitesi süveteri giymiş olan kadın, tüfeğin kabza-sini tekrar indirdi ve bu kez adamın kafasına isabet ettirebildi. Jim Rice, yüksekten ve hızla gelen bir topa vurmuş gibi ses çıktı. Hem tüfeğin ceviz ağacından kabzası, hem de adamın kafası parçalandı.
Bir an için yoğun bir sessizlik oldu. Bir kuş ötmeye başladı: cikcik... cik cik... cik cik.
Mavi süveterli kadın, üçüncü adamın cesedinin üzerinde bacaklan açık bir şekilde durarak Fran Goldsmith’in kulaklarından hayatı boyunca silinmeyecek uzun, ilkel bir çığlık attı.
Sarışın kız, Xenia, Ohio’dan, Dayna Jurgens’ti. Kansas Eyalet Üni versitesi süveteri giymiş olan. Susan Stern’dü. Adamın hayalarım sıkan Patty Kroger’dı. Diğer ikisi oldukça yaşlıydı. Dayna içlerinde enya§lılat! nın Shirley Hammet olduğunu söyledi. Otuzlu yaşlarının ortalarında gi rünen diğer kadının adını bilmiyorlardı; Al, Garvey, Virge veRonnie,oı iki gün önce Archbold adlı kasabadan aldığında şok içinde kendi kendi dolanıyordu.
Dokuzu, otoyoldan ayrılıp Indiana eyalet sınırı üzerinde, Colu bia’nın batısında bir çiftlik evinde kamp kurdu. Hepsi şoktaydı. Fı daha sonraki günlerde devrilmiş pembe karavandan tarlanın diğer ucı
kısa sürede sırılsıklam etmişti. Kanatları nemle ağırlaşmış be-
l;elebekler, havada uyuşuk daireler ve sekizler çizerek onlara yaklaşıp 'Güneş yüzünü göstermeye çalışıyordu, ama henüz başara-
jiTiiŞt'i 1’''^ ufuktan diğerine uzanan beyaz bulutun gerisinde cılız bir ışıl-ibaretti. Buna rağmen hava şimdiden çok sıcaktı. Nemli hava, çirkin, çığlıklar atarak uçuşan karga sürüleriyle doluydu. Karga nüfusu artık jasan nüfusundan fazla olmalı, diye düşündü Fran dalgınca. Dikkat et-^lezsek bizi gagalayarak dünya üzerinden silecekler. Kara kuşların inti-l;anıı. Kargalar et yer miydi? Yiyor olmalarından çok korkuyordu.
Sabahki çatışma, bu düzenli saçmalıklar silsilesinin gerisinde, tıpkı erimekte olan sis bulutunun ardındaki güneş gibi belli belirsiz (ama son derece güçlü, tıpkı temmuz ayının on üçüncü gününün bu korkunç sabahında güneşin olduğu gibi) bir şekilde zihninde üst üste tekrarlanmaktaydı. Kadının suratının bir anda eriyerek bir kan maskesine dönüşmesi. Siu'nun yere düşmesi. Öldüğünden emin olduğu o an hissettiği katıksız dehşet. Bir adamın, eveeet, sizi orospular! diye bağırması ve Harold, onu vurduktan sonra sesinin Tavşan Roger gibi çıkması. Sakallı adamın tabancasının mukavvayı delen çelik gibi sesler çıkarması. Susan Stern’ün, düşmanının hâlâ ılık olan beyni parçalanmış kafatasından yola akarken cesedin tepesinde durarak attığı ilkel zafer çığlığı.
Glen yanı sıra yürüyordu. Zayıf yüzünde perişan bir ifade vardı. Gri saçları, kelebekleri taklit ediyormuşçasına uçuşuyordu. Fran’in elini tutmuş, takıntılı bir şekilde hafifçe vurup duruyordu.
“Bunun seni etkilemesine izin vermemelisin,” dedi. “Böyle korkunç olaylar... bunlar olacaktır. En iyi korunma, sayının artmasıyla olur. Toplumla yani, bilirsin. Medeniyetin anahtarı ve kanunsuzluğun yegâne panzehiri toplumdur. Böyle... böyle şeylerin bu süreçte olabileceğini bilmelisin. Bu tecrit edilmiş bir vakaydı. Onları canavarlar olarak düşün. Evet! Canavarlar veya öcüler. Bunu kabul edebilirim. Bu gerçek kendi kendini ispatlıyor, bir sosyo yapısal ahlak denebilir. Ha! Ha!”
Gülüşü iniltiyle karışıktı. Fran her cümlesini, “Evet Glen,” diyerek onaylamıştı ama Glen, onu duymuyor gibiydi. Üzerinden hafif bir kusmuk
kokusu yayılıyordu. Kelebekler onlara çarpıyor, ardından kelebekle ne işleri varsa onları yapmak üzere uzaklaşıyordu. Çiftlik evine nere(j*^^^ varmışlardı. Çatışma bir dakikadan az sürmüştü ama içinden bir hi nindeki yankısının çok daha uzun süreceğini söylüyordu. Glen eline ■ hafifçe vurdu. Fran artık bunu yapmamasını rica etmeyi düşündü Glen’in ağlamasından korkuyordu. Eline hafifçe vurmasına katlanab Ama Glen Bateman’ı ağlarken görmeye dayanabilir miydi bilmiyordu ' Stu bir yanında Harold diğer yanında sarışın kız Dayna Jurgen<jj| yürüyordu. Susan Stern ve Patty Kroger, Archbold’dan aldıkları isin,jj katatonik kadım aralarına almışlardı. Ölmeden önce Tavşan Roger’ı takii, eden adamın burnunun dibinden ıskaladığı kadın, Shirley Hammet kendi kendine mırıldanıp ara sıra kelebekleri yakalamaya çalışarak sol taraftj yürüyordu. Grup yavaş yürüyordu, ama Shirley Hammet daha da yavaştı Gri saçları yüzünü dağınık bir şekilde çevreliyor, şaşkın gözleri etrafa,de. liğinin ağzında duran bir fare gibi ürkekçe bakıyordu.
Harold huzursuzca Stu’ya baktı. “Hepsini hakladık, değil mi Stu? Hepsini geberttik. Tahtalı köye yolladık.”
“Sanırım öyle, Harold.”
“Ama buna mecbur kaldık,” dedi Harold açık yüreklilikle, sanki Stu başka türlü olabileceğini ima etmiş gibi. “Ya biz ya onlar ölecekti!"
“Sizi öldüreceklerdi,” dedi Dayna Jurgens usulca. “Bizi pusuya düşürdüklerinde yanımda iki adam vardı. Rich ve Damon’ı anında öldürdüler. Her şey olup bittikten sonra garanti olsun diye kafalarına birer kurşun sıktılar. Mecburdunuz gerçekten de. Yoksa şimdi ölmüş olacaktınız.” “Yoksa şimdi ölmüş olacaktık!” dedi Harold, Stu’ya.
“Sorun değil,” dedi Stu. “Sakin ol Harold.”
“Tabii!” dedi Harold iyi niyetle. Sırt çantasını kesik hareketlerle karıştırarak bir Payday çıkardı. Ambalajını açarken neredeyse düşürüyordu. Küfredip bir lolipop gibi her iki eliyle birden tutarak yemeye başladı.
Çiftlik evine varmışlardı. Harold çikolatayı yerken bir yandan da yaralanmadığından emin olmak için gizlice orasını burasını yokluyordu Kendini çok hasta hissediyordu. Bacaklarının arasına bakmaya korkuyor du. Pembe karavanın önündeki cümbüşün şiddet dozu arttığı sırada altın ıslattığından oldukça emindi.
Bazılarının ucundan didiklediği, ama kimsenin pek bir şey yemediği j..,lıvaltı sırasında çoğunlukla konuşanlar Dayna ve Susan oldu. On yedi ^•ışında ve son derece güzel bir kız olan Patty Kroger ara sıra lafa karışıp ^l-lenielerde bulundu. İsimsiz kadın, tozlu mutfağın uzak köşesine büzülüp jjiurmuştu. Shirley Hammet bir ma.sada oturmuş, bayat Nabisco ballı çerez yiyor ve kendi kendine mırıldanıyordu.
Dayna, Xenia’dan Richard Darliss ve Damon Bracknell ile ayrılmıştı. Xenia’da gripten sonra hâlâ sağ olan kaç kişi vardı? Sadece üç kişi jörmüştü... çok yaşlı bir adam, bir kadın ve küçük bir kız. Dayna ve arkadaşları onlara kendilerine katılmayı teklif etmiş, ama ihtiyar adam, “çölde yapılacak bir iş”ten bahsederek onları reddetmişti.
8 Temmuz’da Dayna, Richard ve Damon, korkunç bir adamla ilgili kâbuslar bolu sahibinden satılık daire arsagörmeye başlamıştı. Çok ürkütücü rüyalardı. Dayna’nın söylediğine göre Rich bu öcünün gerçek olduğunu ve Kaliforniya’da yaşadığını düşünüyordu. Ona göre bu adam, eğer gerçekten bir adamsa, di-şerlerinin çölde olan işiydi. Damon’la Rich’in akıl sağlığı için endişelenmeye başlamışlardı. Rüyadaki adama “sert adam” diyor ve başka “sert adamlar”dan bir ordu kurduğunu söylüyordu. Dediğine göre bu ordu batıdan çıkıp gelecek, önce Amerika’da, sonra bütün dünyada sağ kalmış tıâtiin insanları köleleştirecekti. Damon ve Dayna kendi aralarında bir jece habersizce Rich’ten ayrılma planları yapmıştı. Gördükleri rüyaların onun bu güçlü iddialarından etkilenmelerinin bir sonucu olduğuna inanıyorlardı.
Williamstown’da bir virajı döndükten sonra büyük bir çöp kamyonunun devrilerek yolu tıkadığını görmüşlerdi. Hemen yakınında bir aile aratası ve bir çekme aracı park halinde duruyordu.
“Bir başka kaza olduğunu düşündük,” dedi Dayna bir çerezi parmaklarının arasında tedirgince ufalayarak. “İstenen de buydu zaten.”
Çöp kamyonunun etrafından itmek üzere motosikletlerinden inmişler,osırada dört sert adam -Rich’in deyişiyle- hendekten fırlayıvermişti. Kictı ve Damon’ı öldürüp Dayna’yı esir almışlardı. Bazen “hayvanat bahçesi” bazen de “harem” dedikleri, grubun dördüncü üyesiydi. Bir diğeri, defalarca tecavüze uğramış, ters ilişkiye zorlanmış ve dört adama oral seks yapmak zorunda kalmış olmasına rağmen o günlerde
“Beynini dağıttığım,” dedi Susan Stern. “Keşke şimdi burada ni,, da tekrar yapabilseydim.”
Sakallı ve güneş gözlüklü adamı sadece Doc olarak tanıyorlardı y ge ile ikisi, salgın patlak verdiğinde Akron’a gönderilen bir miifrezedeytjj Görevleri, “medyayı baskılamak” manasına gelen ve bir ordu deyişi “medya ilişkileri”ydi. Bu görevi yerine getirip kontrolü ellerine geçirdj), ten sonra “kalabalık kontrolü”ne geçmişlerdi. Bu da orduda, kaçan yağıtij. cilan vurmak, kaçmayanları ise asmak anlamına geliyordu. Doc’ınonlarj dediğine göre 27 Haziran’da emir komuta zincirinde artık halkalardanço|( boşluk vardı. Adamların büyük bölümü devriye görevine çıkamayacakb-dar hastaydı, ama bunun bir önemi yoktu. Akron sakinleri bankaları ve kuyumcuları yağmalamak şöyle dursun, haberleri okuyamayacak veya dinleyemeyecek kadar halsizdi.
30 Haziran’da müfreze dağılmıştı... ya ölmüş ya ölüm döşeğinde ya da kaçmışlardı. Aslında Doc ve Virge’den başka kaçan yoktu. Hayvanat bahçesi bekçileri olarak yeni yaşamlarına işte o zaman başlamışlardı,bolu sahibinden satılık daire arsa sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder