bolu satılık daireler ve insan felsefeler88 evet arkadaslar sizlere en güzel yaızlarımızı yazan bolu satılık daireler diyorki Ve bayram. Bugün, dünya yüzündeki bütün müs-lümanlar, şehirler içinde bizzat, şehirler ve ülkeler arasmda da bütün ulaştırma vasıtzılanyla birbirlerine uğrayarak geçirilen bir ayhk orucım üstün insana mahsus nimetlerini kutlayacaklar. Bir müslümanm eli öbür müslümanm eline, onım eli de bir başka müslümanm eline, böylece bütün müslüman eller birbirine kenetlenecek, horasanla ka5maşmışçasına kaynaşacaklar ve bütün müslüman dünya, kopmaz, yıkılmaz bir bina kuracak. Evlerden evlere banş taşınacak, muştu götürülecek, yüzleri Kur’an neşesi saracak. Her müslüman, Kur’an’dan bir âyet gibi kalbini öbür müslümanlara götürecek. İşte bu eşsiz bayram yalmz bizimdir.
Bütün yıl müslümanlığm yıpranması için çabşan-1ar büe, bu bayramm güçlülüğü karşısmda ondan uzak duramayacaklar, katılacaklar bizim ba3nramıımza. Bayram onları bile kavrayacak, kuşatacak.
Ah, ne olurdu, hiç olmazsa bayramımızı bize bıraksalardı.
Bayram ki, taştan değil, rüzgâr çizgilerinden değil, yaprak hışırtısmdan değil, bir medeniyet esintisinden, bir tarih ilhamından, müslümanlann aydınlık gönüllerinden gelen bir şuur hafifliğidir, geliyor ve bizi ak çeşmelerin ışığıyla dolduruyor.
Bakıyorsunuz, sabahleyin ufkun doğu kesimi kızarırken bütün müslümanlar camileri doldurmuş, güneşin doğuşunu bekliyorlar. Sonra güneş bir mızrak gibi çıkıyor ve zamanın kalbine bayram nişanım işaretliyor. Toplar atıbyor ve namaz sarıyor vücutları ve ruhları.
rafında sanki cennet, öbür tarafinda adeta c h hutbesini bütün insanlığa okuyor.
Bu hutbe, tslâm’a bir çağrıdır. Çelik ve beton smda boğulan insana bir hürriyet çağrısıdır bu hut^^
Hürriyetin ancak kurtuluş içinde bir anlam ifa,jç edeceğini ilân eden evrensel bir bildiridir bu hutbe.
Vücuda olan tutsaklıktan, zamana olan tutsaklık, tan, maddî manevî putlar korosuna olan tutsaklıktan kurtuluşa açılan bir çağrı kapısıdır bu hutbe.
Kur’an’dan bir yaprak, havada bir sancak gibi sallanır; işte size bayram hutbesi.
Ba5u*am namazmdan sonra toplumdan alınan güçle yüklü olarak evlere dönülür. Evlerde bekleyen çile-h ömrün hayat arkadaşı ve evlerin bin renkli çiçekleri çocuklar. İşte bugün bir tatlı söz işitmek için hayatın bütün ağırhğım paylaşmayı göze alan çileh eşler ve anneler ve evlerin canh bayramları çocuklar.
Ve evlerden evlere bir barış armağam, bir muştu haberi gibi gönderilen çocuklar.
Ve her vakit namazmdan sonra yalnız bayram günleri kıhnan namazlara mahsus namaz sonu tekbirleri. Sanki bayram tertemiz bir mendil ve beş vaktin tekbirleri de onun ölümsüz düğümleri. Kalbin aydınlık mühürleri tekbirler.
Evlerden evlere taşman armağanlar. Evleri doldurup taşıran armağanlar.
Topraktan yükselen bir mehtap, bayram akşamlan.
İşte o ulu geçmişten elimizde bir bu bayramlar kaldı. Onlara sıkı sarılalım da, hiç olmazsa bu son Peygamber armağanım olsun elden kaçırmayahm.
Bu şuur içinde kutlu ' ba3Tamlanmz mıi.'îlü-manlar?
HAK VE ÖDEV
însanlann hayatında olduğu gibi toplumlann hayatında da, hak ve ödev dengesi, dönem dönem, birinin tarafına daha çok ağır basar yurttaşlar için. Kimi zaman hak öne geçer ve ödevleri arkasından sürükler, kimi zaman da kalb ödevin buyruğundadır, vücut ödevin buynığundadır, zekâ ödevin buyruğundadır, haklar dayalmz ödevin tam yerine getirilebilmesi için vardır.
Tarih grafiğinin çıkış zamanlarında hak ve ödevler tam bir denge halindedir. Yurttaş sadece ödevini bilir ve görür, devlet de yurttaşın hakkım; iniş zamanında, karanlık vakitlerdeyse, hakkım unutmuşçasma yalmz ödevini gören bir aydmlar ve halk tabakasma sahip bir toplum için korku yoktur. Korku, kurtuluşsuz korku, kendi faydasmdan başka bir şey düşünmeyen insanla-rm çoğunlukta olduğu topluluklar içindir.
İki yüz yıldır, kültüründen vücut sağhğma, edebi-yatmdan ekonomisine kadar bütün varhğı Batı tara-findan yok edilmek istenen, şimdi de ruhlarm arseniği komünizm tara&ndan çürüyüşüne bir yekûn hattı çekilmek istenen medeniyetimizin bu son ve kesin savaş günlerinde, benliğinde tarih özünün ağısmdan üflenmiş bir sûrun rüzgâr izini taşıyan yangın yürekli aydınlar, ödevlerinin cezbesinde bir kan kıyamet hayatım yaşa-Duyorlarsa, zafer güçleşiyor ve hep uzağa, hep öteye atılıyor demektir.
Hilkatin, dünyanm bir anlamı vardır. Hilkatin ve dünyanm bir ödevi vardır. En büyük ve bir bakıma en ağır olduğu ölçüde de anlı şanlı ödev, insamn yük-^11% ödevdir. Dağların bile ağırhğı altmda ""
Ödev ağır, vakit dar, şartlar çetin, imkânlar s da olsa, medeniyetimizin savaşına kendimizi j zonmda5uz. Böylece duyacağımız şuur hazzı, bütün bj sıkıntıları toptan karşılayacak kadar kuvvetli olacaktır Ufkunda hakikat çizgisini kaybetmeden, fani hayatım gelecek zamana bir adak gibi firlatan insanın, gelecek zamandan alacağı en kesin cevap, zafer olacaktır.
Nasıl olsa zaman, döne dolaşa hakikate çıkacaktır; ödev, eninde sonunda hakikatle özünü doldurduğu gün kahcı eserine kavuşacaktır; şartların yumuşağı da, serti de, farkında olarak olmayarak, hakikatin daha iyi be-hrmesi, ortaya çıkması, katışıklıklardan, sahtelerinden ve taklitlerinden ayıklemmasına çalışacaktır; sırtında ister ölüm görünüşlü olsun, ister hayat işaretli olsun hakikati taşıyan için bir korku yoktur. Hakikati çağıran için hiç bir korku yoktur.
Tek hakikat medeniyeti olan İslâm uğruna kendim ve hayatım ödevine gömen aydınlar çağımızm öncüleridirler.
Onların gözü yalmz medeniyetin yeni canlanışını görür, yürekleri hakikat sevgisi ve sevinciyle çarpar, zaferin aysik seslerini kulakİEinyla duyar ve yaklaşan «öğle»nin hışırtısım işitirler.
Karanlık, ortadan kaldırmak için ışığa doğru koşar. Fakat bilmez ki, zaten ışık da kendisini çağırmaktadır. Işığa vardığı zaman kendisinin ortadan kalkacağını bilmez. Karanlık, ışığa varır varmaz, kendi isteğiyle ve sevinçle dolup taşarak ışığın içinde erir.
Öncüler bilir bunu yalnız.
KIBRIS’TA YENİ DURUM
Bayrama girerken Kıbrıs’ta türk kesiminde türk yönetimi ilân edildi. Bayram tatili sebebiyle de bunun üzerinde uzun boylu durulamadı. Olayların yeni akışına göre, Kıbrıs probleminin bu kıvnmma da göz atılacaktır.
îlkin bu yeni adımın, milletlerarası hukukta adımn ve karşılığıma ne olduğunu bulmak gerektir. Kıbrıs’taki türkler, yeni ve bağımsız bir türk devleti mi kurmuşlardır? Yani dünyada böylece iki bağımsız türk devleti mi olmuş bulunuyor? Olay, ilk g^ler aşağı joıksın böyle yorumlandı. Fakat geçen günler gösterdi ki, Kıbrıs’taki yeni gelişme daha karmaşık bir olaydır.
Yeni yönetim, kurulmuş yeni ve bağımsız bir türk devleti olmuş olsaydı, daha haberin du5nılduğu ük saatlerde yeni devleti tanımamız gerekirdi. Böyle bir tam-ma olmadığma göre, yeni bir devletin kurulduğu kesin olarak söylenemez.
Zaten, Türkiye, Kıbrıs meselesini ana dış politika meselelerinden biri olarak tayin etmiş ve var gücüyle milletlerarası çalışmalarını en çok bu noktada yoğunlaştırmış bulunduğuna göre, birdenbire bağımsız bir devletin kurulması söz konusu olamazdı. Bu, Kıbrıs meselesinin başlangıcında olsaydı, belki de en iyi yol o olacaktı. Fakat başlangıçta bu yol tutulmajnp gün geçtikçe arta arta Kıbrıs’taki türklerin kaderi Türkiye’ye bağlandığma ve Türkiye işin içine bu kadar girdiğine göre ve hele son, handiyse savaşa varacak bir hamleyle, meseleyi bir ültimatom üslubuna kavuşturduktan sonra böyle bir teşebbüs, olayların akışında sert bir kesik-bk doğurmaktan başka hir siftve varaTnazdı
Geçen ay Kıbns’la ilgili bir yazımızda çözüm n] saydığımız dört şarttan biri de, Kıbrıs türk toplui^5 nun gerçek bir cemaat haline getirilmesi şartıydı, k kahrsa, bu yeni durum, işte bu şartın yerine getirilm^^^ için atılmış önemli bir adımdır. Türk topluluğu, çoky^l rinde bir davranışla ve yerden göğe kadar haklı olarak belli şartlarm gerçekleşmesine kadar, kendini rum hal. kımn siyasî çemberinden çekip çıkarmıştır. Bu, her ne kadar yeni ve bağımsız bir devlet kurma demek değilse de, Kıbrıs rumlannın ve Yunanistan’ın tutumu, bu yeni yönetim biçimini kısa zamanda bağımsız bir devlet tutumuna çevirebilir.
Kıbrıs’taki gibi özel bir durumda, bir topluluğa bağımsız bir devlet hahne gelmesi için, ilkin kendim öbür halktan hukukça da koparması, sonra kendi statüsünü kendinin tâydn etmesi gerekir. Kıbrıs türk topluluğu şimdihk birinci şartı yerine getirmiş, ikinci şart için de durup olaylarm gelişmesini beklemiştir ki, en doğru olam da buydu. Şimdi, gerek Kıbrıs rum idaresi, gerekse Yunanistan, daha önce Türkiye tarafından koşulan teıhhye şartma uymıaz ve istenen garantileri sağlamazsa, Türkiye’nin bütün varhğıyla destekleyeceğine şüphe olmayan bağımsız bir devlet olma yolu açık tutulmuş oluyor böylece. Bu öyle flu bir durumdur ki, geriye dönülmemek şartıyla, ileriye doğru birçok ihtimalleri kucaklamak imkâmm vermektedir bize. Bu çıkış nok-tasma göre, buradan, taksime de, bağımsız bir Kıbns Türk Devletine de, federatif bir yapıya da gidilebilir. En azından türk cemaati, rum idaresine siyasî bakımdan boykotunu sürdürebilir. Kralla cunta arasmdaki çatışma da düşünülürse, zaman da iyi seçilmiştir denebilir. Yeter ki, atılan bu köklü adımda bir gerilemeye asla yanaşmayalım.
BAYRAM GAZETESİ
Ülkemizde çıkan gazeteler, 5rılın öbür günlerindeki tavırlarıyla, ramazan ve kurban bayramlarının bütün yıla yaygın ruhundan bir nişan taşısalardı, diyecektim, ne hakla gazetelerin bayram günü çıkmalarına engel oluyoruz? Fakat bir iki yeni gazete dışmda bayram günü çıkmayı hakketmiş gazete nerede? Bu bakımdan gazetelerin bugünkü durumlarıyla bayram günü çık-mamalan bir bakıma çok iyi, çok iyi ama, eğer bayram günü tek gazete olarak çıkan «Bayram Gazetesi» gerçekten bayramlanmızm gazetesi olabilseydi!
Bugüne kadar çıkan bayram gazetelerinin içinde, bayramın aleyhinde söylemediğini bırakmayan yazılarla çıkmış olanları mı yok dersiniz, sol kalemlerin cirit alam haline getirilenleri mi yok dersiniz?
Gerçi son iki bayramda, az çok buna dikkat edilerek, yine de bir ölçü içinde, sol kalemler, bir parça, bayram gazetesinden uzak tutulmak istenmiştir. Ancak imza olarak uzaklaştırılan sol düşünce, acaba gazetenin genel havasından uzaklaştınlabilmiş midir? Bu soru bir yana, bundan daha önemlisi var: bugüne kadar çıkan bayram gazetelerinde İslâm idealini taşıyan tek yazara yer verildiğini hatırlamıyorum. Bu ne acı bir gerçektir ki, İslâm’ın iki bayramı için çıkan gazetede, tesadüfün tesadüfü olarak olsun, bir İslâm yazarmın imzasma yer verilmemiştir!
Son iki bayram gazetesi daha öncekilerden farklı çıktı. Daha öncekiler, yıl boyu her fırsatta dine saldıran sol kalemlerin tekelindeydi. Son iki gazete, din dostu kalemlerin mi tekelindeydi? Nerede ve ne
bette bayramla ve bayramın anlamıyla ve bayr huyla ilgisi yok denecek kadar gevşek, kalem ve bayram sultasmın değil de, meslek hiyerS^ hüküm sürdüğü bir havaydı. ^
Halbuki ramazan ve kurban bayramları, bütün yadaki müslümanlann din heyecanıyla dolup taşt% n, yılın din özünü bir sevinç çizgisinde toplayan saj{ günlerdir. Hiç olmazsa, bugünler çıkacak bayram gazj. telerini İslâm’a tam inanmış kimselerin çıkarması, «n azından diyanet kadrosunun ona geniş çapta katılması gerekmez mi? Önemli bir bayram hutbesinin başmah le olarak yer alması gerekmez mi? Bunlar olnmyom bu gazetelere «Bayram Gazetesi» demek doğru olur m veya bu gazetenin adım değiştirmek gerekmez mi?
Aslında bu gazeteler bayram gazetesi değil, birtakım gazetecinin gazetesidir.
Evet, belki alışılmış, klişeleşmiş, peşin hüküm ba-hne gelmiş bir takım düşünceleri sarsıyoruz. Fakatk sarsışımız yapmak içindir, yıkmak için değil, düzeltme! içindir, bozmak için değil.
İşte bu kavrayış ve anlayış içinde, bayram gazetesi, ya bayramın istediği din çilesini çekmiş olanlarca çıkarılmalı veya bayram gazetesini çıkarma, bir tebel olmaktan çıkmeıh, diyeceğiz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder