19 Temmuz 2015 Pazar

bolu sahibinden satılık daire arsa ve islam bilgi34

 bolu sahibinden satılık daire arsa


bolu sahibinden satılık daire arsa ve islam bilgi34 sizlr ciin bugün bolu sahibinden satılık daire arsa yaızları yazdı ve bolu sahibinden satılık daire arsa dediki Bir kimse birden fazla yediye kadar çocuklarının hepsi için bir büyük baş hayvan kurban edebilir"^.Nestke kurbanı, çocuğun doğduğu günden itibaren buluğa erinceye kadar olan bir zaman içinde kesilebilir ise de 7 ya da 14 yahut 21. gün kesilmesi daha üstün görülmüştür ki bunlardan hadislerde geçen 7. gündür^“. Durum elverişV değilse fakıhler bundan sonra onun diğer belirtilen günlerde kesilmesini yeyle mişlerdiri^^
Gaflet veya başka sebeplerle ihmal içinde olup zamanı çok geçirmiş olat lara, faydadan hali olmaz düşüncesiyle bu kurbanı kesme imkânını tanıyaı 1ar da görülür. Hatta bu çerçevede bir kimsenin, eğer küçükken kesilmemiş sonradan bizzat kendisi için de o kurbanı kesebileceği söylenir^^ ki bunun b: Hanbelîlerce benimsenen bir şey olduğunu söyleyebiliriz^^.
Çocuğun bu günde adı konulur, başının saçları kesilerek ağırlığınca a veya gümüş karşılığı para tasadduk edilir ve aynı gün de onun kurbanı kesil bunlar hadislere dayanmaktadır. Hz. Fâtıma (r.)’nın; kız ve erkek çocuklar saçlarını tıraş edip ağırlığınca gümüş (para) sadaka verdiğine ilişkin hadisleı lunmaktadır'^"*. Elbet daha fazla bir şey vermeğe engel yoktur. Bebeğin doc la getirdiği saçların kırkılması hadiste onun rahatlatılması olarak istenmiş Hadiste istenene uygun düşmese de saçları kesmeyip tahminî bir para veri olabilir ve bu diğer işlemler itibariyle bir eksikliğe yol açmaz.
119Vehbc Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmİ, 111, 638
120Yedinci gün kesilmesi için bak. Ebû Dâvud, Eddhf, 21, ra. 2837-38; İbn Mâce, Zebâıh, 1 Edâhî, 23
121bak. Tırmizî, Edâhî, 23
122Mehmed Zihni Efendi’de bunu görmek mümkündür, bak. Nîmet-i İslâm, 885
olmalıdır. Zaten hadislerde ilgili kurbanın 7. günde kesilmesi dile getiriij ban gecikirse elbet isim vermeyi erkene alma zarureti ortaya çıkar.
Gelen haberlere göre sağ kulağa ezan sola da salavât okunma^ Peı^gamber'in çocuğa -ezan yerine olmalı ki- ihlas sûresi okuduğu da mektedir^^^.
- Nesike/akîka kurbanmm hükmü: Hanefîler onu sadece miil yerine getirip getirmeme serbestliği açısından eşit veya ondan biraz dal sünnetin altında bir dereceye yerleştirip mendüp bir hüküm olarak göri rada mübah demek; yerine getirildiğinde mânevi bakımdan onun bir konusu olmaz, anlamında değildir.
Diğer üç mezhebe gelince onlar buna doğrudan sünnet bir hükür bakarlar. Zâh/riyye ise onu daha ileri dereceye taşıyıp vacip olarak gö
2- Nesîke Kurbanında Erkek Ve Kız Farkı
İslam öncesi dönemde NahI sûresi 57-59. âyetlerde de tesbitec re çocuk kız olunca baba bundan hoşlanmazdı. O dönemde melekl( kızları olarak düşünenler nedense kendileri kız çocuğuna sahip olma duyarlar, erkek evlat isterlerdi. İlgili âyetlerde bu toplumcul gerçek ruh halleri şöyle anlatılır:
Onlar kızlan Allah’a ait kılıyorlardı, hâşa Allah bundan beridif tedikleri (o erkek çocuklar) da kendilerine ait oluyordu. -Onlarc çocuk müjdelendiğinde öfkeyle onun yüzü kapkara kesilir. - Ken bu kötü müjdeden ötürü o, kauminden kaçıp saklanır (ve düşün Onu, bir aşağılık içinde yanında mı tutsun yoksa toprağa mı gör dikleri hükme bakın, o ne kadar kötüdür!”.
Durum böyle olunca İslam öncesi dönemde kız çocuklan içinbı lemez, sadece erkek çocuklar için kesilirdi. İşte burada Peygamberiaydığından bu kurbanı Allah’a şükür olarak onlar için de devreye sokmuş ve o ayrıca, çocuğun başına kurban kanı sürme âdetini zağferan kokusu sürmeye ve çocuğun saçı ağırlığınca da para tasadduk etmeye çevirmişti.
İslâmî dönemde artık bu kurban her iki cins için de kesilir olmuş, ancak burada; erkek ve kıza kesilecek kurban sayısında, fakıhler arasında bir ihtilaf ortaya çıktı ki bu da hadislerden kaynaklanmıştır. Peygamber in ilgili hadislerinde genelde; erkeğe iki, kıza bir koyun/koç şeklinde açık bir ifade kullanılmış iken bir haberde de; onun Haşan ve hiüseyn için birer koç kestiği belirtilmiştir. Bu haberde geçen “birer” ifadesini her biri için birer kurban şeklinde anlayanlar olduğu gibi bunu ikişer, ikişer şeklinde anlayanlar da olmuştud^. Bir başka hadiste ise açık olarak erkek için bir kurbandan söz edilir ve yine Peygamberdin, torunu Haşan (r.) için bir tek koyun kestiği dile getirilir. Bu hadisleri kaydeden Tırmizi; bunlara dayanan bazı âlimlerin, erkek için de bir kurban öngördüklerini söyler'^. Nitekim İmam Mâlik kız ile erkek arasında bu açıdan bir aymm yapmayıp her ikisi için de bir kurban olduğunu savunur. Hatta o, kitabına; çocuklan için kız ve erkek ayı-nmı yapmayıp her biri için de birer koyun kesmiş olan sahabeden bazı haberler kaydeder^^°. Erkeğe iki kurban, ayırım bir tarafa, elbet ek bir külfet olur. Hanefiler bunu sünnet seviyesinde bir vecîbe görmedikleri için onlarda böyle bir ayınm söz konusu olmamalıdır.3-Nesîke Kurbanının Eti
Kurban bayramı kurbanının hükümleri bu kurban için de geçerlidir: Bı /aratana bir şükür yanında ayrıca aile için de bir şenlik olduğundan olmalı )nun etinden kesenler yiyebilmekte, dostlara da ikram yapılabilmektedir, f çerçevede onun etinden evde davetlilere bir ziyafet sunulabilir. Yoksullar elf ler zaman önde gelir. Akîka kemiklerini kırmanın mekmh olup olmayacağ jelince bu konuda farklı yaklaşımlar vardır’-^’.
28Hadisler için bak. Ebû Dâvud. Edöhi, 21; Tirmizi, Sünen, Edöhi, 16; Ayrıca bak. İbn Scyyidüı II, 364; Diğer bilgiler için bak. Mehmcd Zihni Efendi, Nimet-İslâm. 883-885; Ö. Nasuhi Bil İlmuhal. 415
29Tirmizî, Edâhİ. 17; Bir kurban için ayrıca bak. Buhari. Akîka, 2
130 Mâlik, Muvatta’, 'Akı'lca, 2; Mâlik için ayrıca bak. Ebû Dâvud, Edöhi, 21, Hattabî şerhi, dij Mehmed Zihni, Mmet-i İslâm, 884
13ı Mâlik Mımatta '. Akîka, 2; Mehmed Zihni. Nîmet-i İslâm, 885; Ö, N. Bilmen, İlmuhal, ‘
bakkala gidecek durumda olmayabilir. kınanmaktadır^ Toplum dayanışma ve kaynaşmasına çok önem veren müslümanlara bir mükellefiyet olarak yükleyen Kur’an bu durumu ( etmemiştir.Evlerde zaman zaman kendilerine ihtiyaç duyulan eşyalar anlam “Mâ’ûn” geçmişte; kap-kacak, iğne-iplik, çakmak, balta-keser, kova ve âletler olarak anlaşılmıştır^. Zamanın geçmesi ve medeniyetin ilerl( kendilerine ihtiyaç duyulan yeni tür ev eşyaları, ev araç ve gereçleri de “el-mâ’ûn” içerisinde düşünülmelidir. Hatta bir araba bile, komşunun ihtiyacı ölçüsünde bu hak içinde düşünülmelidir. Az önce değindiğim cinsten olan nesneler ise bu kavram içerisinde düşünülmemiştir. Yenil olup belli adet veya miktarla komşuya verilen bu gibi nesneler kelim itibariyle Maun'a dahil edilmemiş olabilir. Elbet bu türlerin halk arasın verilmesi onu emanet akitleri konusu yapmaz; Geri ödeme ve tazmin dan elbet bu türlü misli mallar farklı hükümlere tabi olurlar; bunlan al kastı, kusur ve ihmali olmadan da onlar zayi olsa yine de onlann gerekir. Ancak biz örfe bakarak burada onları da sadece ahlâkî ac mefhum içerisinde düşünebiliriz. Eğer “mâ'un”a zekât anlamı veriliı şahsen onu zekâttan ayrı gören görüşten yanayım- bu takdirde elb( almak diye bir şey söz konusu olmaz.
Mâ’ûn hakkı genel komşuluk hakları içerisinde daha dar anlan hak ve görevi ifâde etmektedir ve bu görev, az önceki anlatımlarda lacağı gibi sâdece ufak-tefek ev eşyalarına ilişkin bulunmaktadır, t dükkân ue iş komşuluğu da bu hak çerçevesinde yürüyecektir ki b yoktur.
çeşitli anlamlarını verir ki sonuçta bunlar yine bu ikisinde toplanır ve daha ço da zekâtın dışındaki bu belli yardımlaşmayı ifade ederler. Bu kavramın evde ya rarlı tüm eşyaları kapsadığı belirtilir ki mesela İbn Mes ûd ve İbn Abbâs (r.a)’v böyle genel tanımlamaları olmuştur, İbn Abbâs bunu “Ödünç verilen şey/âriyet olarak da tanımlar. Bunu; İnsanların kendi aralarında alıp vererek {yardımlaştık lan şey/er, diye tanımlayanlar da vardır. Hatta Kurtubf nin buradaki teşditlerin-göre hadislere dayanarak bu kavramı; “Su, ot (haiyvan iyemi), tuz ve hatta ate (çakmak) gibi ihtiyaçları vermek şeklinde anlayanlar olmuştur. Bu kavramıı biri iâne/yardımlaşma öteki de az şey anlamında “ma 'n’ kökünden geldiği ifad-edilmektedir; Gerek zekât ve gerek “mâ 'Cm hakkı" esas varlığa göre çok az bi şeyi ifade etmektedir. Bütün bu Kurtubı’deki tanımlamalar ve iki temel görü ondan önce Taberî’nin eserinde de bulunmaktadır ki Hz. Ali (r.a.) burada om zekât olarak görenler arasında yer alır^.
Yûsuf el-Kardavî de eserinde Hz. Ali, İbn Mes'üd ve İbn Ömer (r.a) gib sahabenin “mâ'ûn”u zekâtın dışında, komşuluk ilişkileri içinde belli şeyleriı ariyet verilmesi şeklindeki bir yardım olarak gördüklerini kaydeder. Kardavî niı burada Zâhirriye’den İbn Hazm (Ö.456 h)’ın da görüşlerine yer vererek ken dişinin de vardığı kanaat, bu mükellefiyetin vâcip olduğu yönündedir^. Ebı Dâvud İbn Mes'ûd’dan bu mâ 'ûn mefhumu için; "Biz Peıygamber dönemindi mâ 'ûn’u kova ve tencere-kazan gibi şeıyleh ödünç vermek şeklinde görürdük anlamında bir hadis tesbit etmiştir^.
Bazılarının “mâ 'ûn”a zekât anlamı vermelerine gelince bu; zekâtın dişine günlük hayat içinde çok gerekli olan ve İslam toplumlannda. onların insan medeniyetinde, diğerlerine fark atan bu kurumu ortadan kaldırmak olur. Di< taraftan Zekât kurumu ile ilgili çok sayıda âyet olduğundan bunu kendi c anlamı içinde tutmak daha isabetli ve de uygun düşer. İlgili âyetteki bu “mâ' kelimesini, pek çok tercemede gördüğümüz gibi, diğer görüşe ve o yönde işk duran ilişkilere aldırış etmeden zekât diye terceme etmek, âyeti belli bir anle mahkûm etmek olur.
Ariyetin hukukî konumu: Harcanmak veya kullanılmak üzere konr verilenler âriyet/ödünç olarak verilmiş olurlar ki âriyette aynısıyla geri ö'
Hadis için bak. İbn Mâce, Rehün. 16; Ebû Dâvud, Zekât, 35
Kurtubi, Tefsir (el-Câmr li-Ahkâmi'l-Kur’ân), XX, 213-215 (Mısır 1952-57), Taberî. Te 203-206 (Kahire. 1407 h/1987) el-Kardavî. Fıkhu'z-Zekât, II, 978 Ebû Dâvud, Zekât, 32..bolu sahibinden satılık daire arsa yazdı ..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder